Hukuk eğitimi alan öğrencilere temel hukuk dersinde ilk öğretilen konulardan başında “devlet neden vardır?” ve “hukuk neden gereklidir?” yer alır.

Basit bir örmek vererek konuyu açalım;

Umarım kimse yaşamaz ama birisi geldi ve bir yakınızı öldürdü. Siz hemen o öldüren şahsı kendiniz ve yakınlarınız tarafından cezalandırıp hak yerini bulsun diye düşünebilirsiniz ama bir hukuk devletinde buna yer yoktur.

Devlet o suç işleyen kişiyi cezalandırma yetkisi bendedir der. Ben o kişiye öyle bir ceza vereceğim ki hem mağdur olan kişiler hem tüm halk hak yerini buldu diye rahat olacak hem de verdiğim cezadan ötürü herkes eğer böyle bir suç işlerse yaptığının yanına kar kalmayacağını görecek.

Belki şimdi kendi kendinize “devlete ne gerek var, kendimiz de o kişiyi öldürelim ödeşmiş oluruz” diyebilir. Peki ya cinayet işleyen kişi çok güçlü biri ise ve ona ulaşmak mümkün değilse ona nasıl ceza vereceksiniz? İşte devletin görevi burada başlıyor. Suç işleyen kişi güçlü ya da güçsüz kim olursa olsun devletin kanunları karşısında aynı cezaya çarptırılacağının bilinmesi gerekiyor.

Devlet bunu yapmaz, güçlünün yanında yer alırsa ne olur?

Bunun cevabı bugün yaşadığımız birçok hukuk cinayetinin içinde yatıyor.

İstanbul seçimlerinde aynı zarftan çıkan 3 oy pusulasının kabul edilip bir tanesinde şaibe var denilip sadece bir tanesinin iptal edilmesi ve aynı gerekçelerle başka yerleşim yerlerinde bunun tam tersi karar verilmesi devletin güçlünün yanında yer aldığını gösterir.

Şehit cenazesinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun maruz kaldığı linç girişimi sonrasında bunun basit bir olay olarak gösterilip tüm suçluların serbest bırakılması yeni linç girişimlerine açık davetiye çıkarmaktır ve devletin savcısının failleri serbest bırakması karşısında halkın vicdanı yaralanmıştır.

Yeniçağ Gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ evinin önünde 6 kişinin saldırısına uğradı ve öldüresiye dövülüp hastanelik oldu. Failleri yakalandı ama onlar da devletin savcısının talimatı ile serbest bırakıldı.

Sıraladığım bu 3 olay son 20 gün içinde yaşadığımız ve hukukun devlet tarafından katledildiği, devletin güçlünün yanında yer aldığı ve halkın devlete, hukuka olan güveninin sıfırlandığı sadece birkaç olaydır. Halk devlete, hukuka olan güvenini yitirmiş ve hukukun üstünlüğünün değil güçlünün hukukunun geçerli olduğuna kanaat getirmiştir.

Zalim Bolu Beyi karşısında halkın kahramanı Köroğlu ortaya çıkmıştır ve Bolu beyi’ne kafa tutmuş, halkın, özgürlüğün sesi olmuştur.

Günümüzün Köroğlu’su Ekrem İmamoğlu’dur.

İmamoğlu sadece CHP’nin adayı değil, Yüksek Seçim Kurulu’nun bütün dünyanın güldüğü hukuk garabetine karşı mücadelenin, özgürlüğün, halkın, demokrasinin sesi, simgesi durumuna gelmiştir.

Yüksek Seçim Kuruluna bu garabet hukuk skandalını yaratan AKP ve onun temsilcileri utanma bilmeden “oyumuz çalındı” sloganına sarılarak, halka sürekli yalanlar söyleyerek onu gerçekmiş gibi göstermeye çalışacak. Kendilerinin yaratamadıkları sloganları da rakibinkini çalarak “oyumuz çalındı” yalanına karşılık ayrıca kendileri slogan hırsızlığına soyunacaklar.

Görünen o ki AKP İstanbul’u almak için bel altı vurmaya hızlanarak devam edecek. 7 Haziran seçimlerini kaybedince ülkede terörün tırmandırılması nasıl gerçekleştirilmişse buna benzer oyunların devamını getirecek. Fakat maymunun gözü açıldı dendiği gibi artık halk krala çıplak diyecek cesareti yakalamış görünüyor. Onlara da önderlik yapacak Köroğlu’nun izdüşümü Ekrem İmamoğlu da günümüzün Köroğlu’su olarak destan yazmaya devam edecek.

Zalimin zulmü artıkça halkın da söyleyecek sözünün olması kaçınılmaz olacaktır ve o söz de 23 haziran’da söylenecektir.

Tamerkayikci@yahoo.com

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz