Bu haftaki yazıma yaklaşan ve tekrarlanan İstanbul seçimleri için bir iki cümle ile başlamak istedim. Hepimizin bildiği gibi 31 Mart seçimlerinde İstanbul belediye başkanlığı seçimini millet ittifakı adayı sayın Ekrem İmamoğlu 13 bin oy farkla kazanmıştı. Sonrasında 3000 oy farkla seçimi kazandım diye ortaya çıkıp basına demeçler veren Binali Yıldırım’ın da aralarında olduğu, AKP ve MHP’nin itirazları sonunda seçim iptal edilerek sayın Ekrem İmamoğlu’nun mazbatası elinden alındı.

 

Sizlere bir hikayeden alıntı yapmak istiyorum. Hani bizde adet olduğu üzere her hikaye bir varmış, bir yokmuş ile başlar ya işte öyle bir şey bu.

 

Zamanın birinde dere tepe, dağ taş dolaşmayı çok seven tek gözlü bir adam varmış. Yürür yürür gider, gider gider yürürmüş. Birgün uzaklarda renkleri karmakarışık bir köy görmüş; alacalı bulacalı garip bir köy. Yaklaşmış köye doğru. Yolları bir tuhaf, evleri bir tuhaf, insanları bir tuhafmış köyün. Köyün içine girince anlamış meseleyi. Körler köyüymüş burası.

 

Kadınların, erkeklerin, çocukların velhasıl herkesin sımsıkı kapalıymış gözleri. Tek gözlü gezgin adam karar vermiş burada yaşamaya. “Hiç değilse benim tek gözüm var” diyormuş. “körler ülkesinde şaşılar kral olur derler. Ben de bunların başına geçer yaşarım.” Diye düşünmüş.

 

Körlerin gözleri yokmuş ama elleri, kulakları, burunları çok hassasmış. Kendilerine göre kurdukları bir düzen içinde yuvarlanıp gidiyorlarmış. Adam şaşkın hallerine bakıyormuş onların. Yürümeleri, konuşmaları doğrusu başka türlüymüş.

 

Birgün körlerden biri ötekilerden birinin malını çalmış. Sadece tek gözlü adam görmüş bunu. Bağırarak ilan etmiş “filanca falancanın malını çaldııı” Körler; nerden biliyorsun ki demişler, o kadar  uzaktan duyamazsın ki? Ben duymadım, gördüm demiş adam. Gözüm var benim, görüyorum…

 

Körler göz diye, görmek diye birşey bilmiyorlarmış. Uzun zaman içinde çoktan unutmuşlar bu hissi. Ne demek görmek, demişler. Nasıl görüyorsun yani, duyulmayacak mesafeden anlayabiliyor musun ne olup bittiğini?

 

Anlıyorum tabi demiş tek gözlü adam. Körler inanmayız, imtihan edeceğiz seni demişler. Adamı almış uzakta bir yere dikmişler. Tecrübeleriyle eminlermiş ki o uzaklıktan hiçbir şey duyulamaz. Anlat bakalım demişler, biz şimdi ne yapıyoruz? Adam anlatmış: oturuyorsunuz, kalkıyorsunuz, koşuyorsunuz, yemek yiyorsunuz, şu şunu yaptı, bu bunu yaptı falan…

 

Derken körler bir evin içine girmişler, bağırmışlar. “hadi anlatsana…”içeri girdiniz, göremiyorum ki demiş tek gözlü adam. Körler ne olmuş yani içeri girdiysek, elli santim fark var, anlat hadi anlat demişler.  Tek gözlü adam, arada duvar var ama demiş, onun için göremiyorum…

 

Körler, sen atıyorsun demişler. Deminki tesadüftü, bak şimdi bilemiyorsun…Çıkın dışarı söyleyeyim demiş tek gözü gören  adam. Bu kadar mesafeden duyduktan sonra ha içerisi ha dışarısı ne fark eder demiş körler.

 

“Ama ben duymuyorum, ben görüyorum ” diyormuş tek gözü gören adam. Körler öyle şey olmaz demişler. Sende bir sorun var. Saçmalıyorsun, acayip şeyler söylüyorsun. Hekime muayene ettireceğiz seni diyerek, Tek gözü gören adamı yaka paça hekime getirmişler.

 

Hekim de kör tabi. Elleriyle yoklamaya başlamış. Adamın açık olan gözünü kastederek “Buldum” demiş, sorun burada… Saçmalaması bundan dolayı diyormuş, şimdi düzeltirim ben onu… Körler ülkesinde kral olmak isteyen tek gözü gören gezgin zor kurtarmış kendini onların elinden.

 

İstanbul seçimlerini aynı bu hikayeye benzetiyorum. Kapalı kapılar ardında, halktan gizli işler çevirmeye, rantlar, ihaleler dağıtmaya, çalışmadan geçinmeye, hakkımızı kendilerinin ceplerine indirmeye alışmış olanlar ve onlara körü körüne inanlar, Şimdi halkın gözü açılmaya ve her şeyi görmeye başlayınca, ellerindeki bu devasa rantı kaybetme korkusuyla tehdide, yalan haberlere, iftiralara başlayarak halkın gözünü çıkarmaya çalışıyorlar.

 

İstiyorlar ki; halk hiçbir şeyi tekrar görmez olsun, kendi kurdukları çark dönmeye, körleri din, kur’an, peygamber, yalan ve iftiralar ile kandırarak kurdukları çarkı döndürmeye çabalıyorlar. Bizler artık az da olsa görüyoruz, tekrar kör olmaya hiç de niyetimiz yoktur. İstanbul halkı ve seçmeni duvarın ardında dönen dolapları gördü ve körler ülkesinin halkı olmayı kabul etmeyecektir.

 

İbrahim Kızıler

 

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.