Kendilerine cumhur ittifakı diyen ve İstanbul seçimlerini büyük bir farkla kaybedenler için, bu seçim sonun başlangıcı olduğunu göstermeye başladı. MHP genel başkanı Devlet Bahçeli AKP sözcülüğüne başlamış gibi davranışlar ve konuşmalar sergiliyor gibi ama içten içe de AKP’nin parçalanma ve bölünme sürecine sevinmiyor da değil.

MHP genel başkanı Bahçeli, ortağından kopan oyların gideceği yer olarak kendi partisini gösterirken, Ali Babacan, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu üçlüsünün AKP’den kopacaklarla birlikte yeni bir parti kuracakları ortaya çıktı. Kuracakları bu parti için AKP’den çok sayıda milletvekili ve etkili isimlerin bu yeni kurulacak partiye katılacaklarını varsayıyorlar.

Peki neden ve niçin yeni bir parti kurmaya çalışıyorlar, yeni parti kuracaklarını alenen belli edenlerden ülkemiz için ne beklenebilir. AKP iktidarı süresince yapılanları, demokrasi, emek, laik’lik, parlamenter meclis, İnsan hak ve özgürlükleri konusunda geri dönüşü mümkün kılarlar mı vb. konuları enine boyuna düşünmek gerekir.

Bu üçlü ve arkasındaki etkili kişiler kimdir? Öncelikle buna bakmak gerektiğini düşünüyorum. Değiştirilen sistem, yerinden oynatılan demeyeyim sökülerek atılan taşları yerine koyacaklar mı ona bakalım.

Kayıp trilyon davası için dönemin ulusal basınına baktığımızda; Anayasa Mahkemesi “Milli Görüş”ün SP ve FP’den önceki partisi RP’yi 28 Şubat sürecinden sonra, 1998’de kapatınca, yöneticilerden elde bulunan Hazine yardımını devlete iade etmeleri istendi. Ancak RP yönetimi paranın örgütlere gönderilerek harcandığını ileri sürdü ve parayı vermedi. Müfettişlerin yaptığı incelemelerde ise Hazine’ye iade edilmesi beklenen, o günün parasıyla 1 trilyon liranın “sahte belgelerle harcanmış gibi gösterildiği” ortaya çıkarıldı.”Kayıp Trilyon Davası”nda RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan, “özel belgede sahtecilik” suçundan 2 yıl 4 ay hapse mahkum oldu. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 68 RP yöneticisini de 1 yıl ile 1 yıl 2 ay arası hapisle cezalandırdı. Yargıtay kararı onayınca hukuki çark tamamlandı. Ancak eski RP Genel Başkan yardımcıları İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül hakkında, devamlı dokunulmazlık altında oldukları için ceza davası açılmadı.Yani Abdullah Gül bu davada aklanmamış kişidir.

Abdullah Gül, cumhurbaşkanlığı döneminde 3.Nisan 2013 tarihinde yaptığı bir açıklamada; yeni anayasa ve terörün çözümü için ‘Türklük’ kavramının kaldırılabileceği yönünde açıklamalar yapmış, AKP’nin bugününü hazırlamak için AKP’nin yaptığı tüm yasaları onaylayarak basında “Çankaya noteri” lakabını almış bir kişidir.

7 Haziran 2015 seçimleri öncesi “Yeni Türkiye yolunda ikinci yarı başlıyor” başlıklı Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde 16.04.2015 tarihinde hazırlanan AKP seçim bildirgesi ise niyetlerinin dışa vurumu gibiydi; Başbakan Davutoğlu’nun dün açıkladığı AKP’nin seçim bildirgesinin satır aralarında çok önemli değişikliklerin sinyalleri var. “Yeni anayasada herhangi bir etnik veya dini kimliğe referans olmayacak” ifadesi, Anayasa’daki vatandaşlık tanımından “Türk” sözcüğünün çıkarılacağı şeklinde yorumlandı.Ayrıca hiçbir zaman gerçekleşmeyen boş vaatlerin de sahibiydi. Yaşam tarzına saygı, Eşit vatandaşlık, Çoğulcu, eşitlikçi ve katılımcı demokrasi, Kolluğa yönelik şikayetlerin üzerine etkin şekilde gidilmesi, Siyasi etik kurallarının hayata geçirilmesi, Sivil toplum kuruluşlarına yeni düzenleme vs. gibi. Yeni Türkiye yolunda Birinci yarıyı önde bitirmişler ki, ikinci yarı başlıyor diyor ve seçim bildirgesinde konuyu bizlerin tek adam rejimi dediğimiz  başkanlık sistemi hakkında evlere şenlik açıklamasını yapıyor.

Muhalefet partilerinin Başkanlık sistemini “kişiler üzerinden tartışmayı” tercih ettikleri belirtilerek, “tartışmayı kişiselleştirmeden, siyasal geleneğimizdeki tecrübelerden de yararlanarak, yeni Türkiye vizyonumuza uygun bir sistem arayışını sürdürmek ve çözüm bulmak zorundayız” diyordu. Yani Davutoğlu bugünkü durumumuzun mimarlarından birisi  konumundadır.

Yüksek lisansını Amerika da yaptıktan sonra bir süre Amerika da çalışan, finans sektörünün üst düzey yöneticilerine danışmanlık yaptıktan sonra ülkemize dönen Ali Babacan içinse yazılacak çok şeyler vardır. Bir dönem ABB başkanı Melih Gökçek’e danışmanlık yapan Ali Babacan2001 yılında AKP Kurucu Üyesi ve MKYK üyesi oldu. 58. ve 59. Hükümetlerde Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevinde bulundu. 60. Hükümet’te ise Dışişleri Bakanı ve Avrupa Birliği ile müzakerelerde Başmüzakereci olarak görev yaptı.

Yani bu üçlü ile AKP arasında ne fark var, AKP’nin bugüne kadar gerçekleştirdiği her şeyin altında imzası olanlardan farklı ne beklenebilir. Bu yeni parti halk nezdinde büyük bir düşüşe geçen AKP’nin, bugüne kadar uyguladığı politikaların devam ettirilebilmesi için mi kuruluyor diye bir endişem var. AKP’nin babalar gibi sattığı Cumhuriyet dönemi kazanımlarımızı geri mi verecekler? Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini kaldırıp yeniden parlamenter sisteme mi geçecekler. Yasama, yargı, yürütme bağımsızlığını mı sağlayacaklar. Tarikat ve cemaatları devlet kadrolarından mı temizleyecekler, Laik demokrat cumhuriyeti yeniden mi tesis edecekler, AKP eliyle kaybedilen insan hak ve özgürlüklerini mi getirecekler, Devlet’in bütün inançlara ve etnik kökenlere eşit davranmasını, barış ve kardeşliği mi sağlayacaklar. 15 Temmuz’un ve FETÖ’nün siyasi ayağını mı ortaya çıkaracaklar.

Ben bunların hiç birisini yapmayacaklarını, mevcut AKP düzeninde sadece isim değiştireceklerini ve halihazırdakibu durumu devam ettirmek için bir proje olduklarını düşünüyorum.

Din bezirganlığı yaparak ülkemizin başına çöreklenen bezirganlardan bıkıp, başka bir din bezirganı gurup dan medet ummak, laik, demokratik parlamenter sistem savunucularının işi değildir. Yeni oluşumu çok dikkatli takip ederek ipliğini pazara çıkartmak işimiz olmalıdır. Kurtuluş din bezirganlarının  elinden ülkemizi kurtarmakla olur.

İbrahim Kızıler

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.