Bayramın yaklaştığı günlerde, bu dünyada işini bitirdiğini düşünüp uzun bir yolculuğa hazırlanan sevgili babam Kemal İnce’ye minnetle dört sene önce kaleme almış olduğum denememi paylaşıyorum.

Yetişkinlerin en çok özlem duyduğu şeylerden biri çocuklukları olsa gerek. 1912- 2001 yılları arasında yaşamış Brezilyalı yazar Jorge Amado, yazarlık becerisini ustaca sergileyerek bunun nedenini tek cümlede ortaya koymuş:

“İnsanın anayurdu çocukluğudur.”

Çocukların masumiyetinden söz edilir sık sık; belki de kirlenmişlikten kurtulmanın özlemini temsil ediyor çocukluğumuz…

Çocukların bitmek bilmez enerjisi ve neşesini gözlemeyen erişkin yoktur; belki de bizi diplerde dolaştıran hayattan intikam alabileceğimiz yerdir çocukluğumuz…

Sorumsuzluğun doruklarıdır çocukluk; belki de altında ezildiğimiz sorumluluklardan kaçıştır, çocukluğumuz…

Şımarıklığın sorunsuzca sergilendiği, prim yaptığı tek yerin çocukluk olduğunu söyleyebiliriz; belki de hayatın ciddiyetinden sıyrılmak için sığınmak istediğimiz yer, çocukluğumuz…

Sevgi, çocuklukta karşılık beklenmeden yaşanır, saf sevginin yeridir, çocukluk; belki de saf sevgiye kavuşacağımız, çıkara dayalı hayattan kurtulabileceğimiz vahadır, çocukluğumuz…

Kişiliğimizin temel çatısının çocuklukta, üç yaşına kadar, oluştuğunu biliyoruz; belki de kendimizden hoşnutsuzluğumuzu düzeltebileceğimizin umududur, çocukluğumuz…

Sevgili mesai arkadaşım Ayşe Demir ki yirmi beş senedir en zorlu Ürolojik ameliyatların birlikte üstesinden geldiğimiz ameliyat hemşiresidir, bir keresinde şunu söylemişti:  “Bayramları çok seviyorum, baba ocağına gittiğimde yaşım ne olursa olsun oranın çocuğu oluyorum, çocuk oluyorum, çocukluğuma dönüyorum.” Bu cümle bana çok çarpıcı gelmişti.

Toplum içinde üstlendiğimiz yetişkinlik rolü, anne-baba rolü, meslek rolü; anne, babamızın olduğu hayatta hala süregiden çocuk rolümüzü unutturmuştu çünkü. Sevgili Ayşe bunun varlığını hatırlatıyordu bu cümlesiyle.

Şimdi bu farkındalıkla daha bütüncül ve doyumlu bir hayat yaşıyorum. Baba ocağı, ana kucağına gittiğimde çocukluğumu doyasıya yaşıyorum: karşılıksız sevgiyi hissetmemi engelleyen gündelik erişkin hayatından kopuyorum, şımarıyorum, tembellik ediyorum. Neşenin beni ele geçirmesine izin veriyorum…

Bu bayram dışarıdaki bir akşam yemeğinden biraz geç döndüğümde evin avlusunun kapısının kilitlendiğini gördüm. Duvardan atlasam mı diye düşünürken babam Kemal İnce gelip kapıyı açtı.

“-Baba dışarıda olduğumu biliyorsun, kapıyı neden kilitledin?” diye sorduğumda,

“- Saatten haberin var mı? Geç kaldın, ben de seni cezalandırmak için böyle yaptım.” dedi.

“Altmışa merdiven dayamış bir adamım, nedir bu?” demedim.

Çocukluğumu yaşadım…

Seksen üç yaşında hala benim için endişeleniyor, beni korumaya çalışıyor, tehlikelerden uzak durmam için eğitme çabasını sürdürüyordu…

Beni, karşılıksız, saf bir sevgiyle seviyordu…

Yaşlılığa yaklaşmış olsam da o babam ve ben hala çocuktum!..

Dr. Nedim İnce

Altınoluk / 30. 07. 2019

 

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz