“Bağ bozumu geldiğinde üzümler gelin olur.”

Yurdumuzun dört bir yanında bağbozumu şenlikleri başladı ve beni alıp çocukluğuma götürdü.

Köyde bütün yaz çalışmanın bir ödülü gibi yaşıyordum bağbozumu şenliklerini ve belki de köyde hakkını vererek yaşadığımız tek şenlikti. Hep birlikte bağların olduğu bölgeye gidilir. Üzüm kesimleri yapılıp küfelere yerleştirilirdi; türküler, şarkılar eşliğinde… Biz çocuklar coşmuş bir şekilde oradan seğirtirken heyecanla akşam köyde yapılacak eğlenceyi beklerdik.

Bu geleneğin antik çağlardan geldiğini biliyoruz. Birçok öyküsü olmakla birlikte en çok tanınanı Dionysos’la ilgili olanıdır.

Dionysos, Yunan mitolojisinde Zeus ve Semele’nin oğlu. 12 Olympos tanrısından biri… Rivayet odur ki çocukluğunda Titanlar onu kaçırıp küçük parçalara bölerek kazanda pişirirler, ancak büyükannesi Rhea parçalarını birleştirerek onu kurtarır. Bu yüzden iki kere doğduğu kabul edilir. Adının Dionysos olmasının sebebi budur: Dionysos ‘iki kere doğan’ anlamına gelir.

Dionysos’un sembolü asma ağacıdır, bu yüzden bağ bozumu tanrısı olarak da bilinir. Hatta tiyatronun temeli de onun adına düzenlenen bağbozumu şenliklerinde atılmıştır.

2600 yıl öncesinde Yunan mitolojisine kadar uzanan bağbozumu şenlikleri şarap tanrısı Dionysos adına düzenlenirken aynı zamanda bereketi, çoğalmayı, birlikte olmayı, coşkuyu da kutlamak içindir. O yılın mahsulü kutlamalarla toplanır, pekmez veya şarap yapılır ya da üzümler kurutulur. Bununla birlikte güzel yemekler yapılır, yenilir, içilir, eğlenilir. Bağ bozumu şenlik demek, mutluluk demektir; bizim çocukluğumuzda köyümüzde yaşadığımız gibi…

Üzüm kadim bir tarım bitkisidir. Tarihçesi M.Ö. 5000 yılına kadar dayanır. Anavatanı Anadolu’yu da içine alan Küçük Asya denilen, Kafkasya’yı da kapsayan bölgedir. Diğer meyvelerle kıyaslandığında en fazla çeşide sahip olan türlerden biridir. 10.000′nin üzerinde üzüm çeşidi bulunduğu tahmin edilmektedir. Anavatanı Anadolu olan çeşitler 1200′ün üzerindedir. Bunların 50-60 kadarının ekonomik üretimi yapılmaktadır.

Bağcılık için yerkürenin en elverişli iklim kuşağı üzerinde bulunan ülkemiz, asmanın gen merkezi olmasının yanı sıra son derece eski ve köklü bir bağcılık kültürüne de sahiptir. Anadolu ‘da bağcılık kültürünün tarihi oldukça eskidir. Yapılan arkeolojik kazılardan Anadolu ‘da bağcılık kültürünün M.Ö. 3500 yılına kadar dayandığı saptanmıştır.

Arkeolojik buluntulardan Anadolu ‘da Hititler zamanında asma ve şarabın büyük önem taşıdığı, M.Ö. 1800-1550 yıllarında bağcılığın çok gelişmiş olduğu dini merasimlerde ve sosyal yaşantıda üzüm ve şarabın tanrılara adak olarak sunulduğu kaydedilmektedir. Hititler bağ ve bahçe gibi varlıklarını korumak için bugünkü anlayışa uygun tarım yasalarını da uygulamışlardır. Yozgat Alişar ‘da elde edilen kazılardan M.Ö. 1800-1600 yıllarına ait üzüm salkımı şeklinde şarap ve içki kabı bulunmuştur.

İzmir ‘de arkeolojik bulgularla ortaya çıkarılan eserler, Ege Bölgesinde bağcılığın Milattan 600-700 yıl önce yapıldığını kanıtlamaktadır.
Üzüm neden bu kadar önemli bir ürün olmuştur insanlar için; depolanması zor ve dayanıksız bir meyve olmasına rağmen…
Yanıtı şarap, pekmez, kuru üzüm, üzüm pestili, üzüm sirkesi vermektedir.
Üzümden elde edilen bu ürünler çok besleyicidir, dayanıklıdır, depolanıp saklanabilir ve taşınabilir. Antik dönemlerde uzun kış aylarında açlığın, kurak yıllarda kıtlığın ilacıdır.
Ayrıca ticareti de mümkündür ve ekonomik olarak zenginleşmeye, refahın artmasına katkı sunar…
Kıraç, kurak yamaçlarda nazlanmadan ürün veren üzüm bağları tarih boyunca o ülkenin refahına önemli katkılar sunmuştur.
Bu tarihi bilginin ışığında ülkemizi yöneten iktidarların, anavatanı olan ülkemizde üzüm bağlarının geliştirilmesi için gösterecekleri her çaba, ülkenin zenginleşmesine yönelik bir adım olarak tarihteki yerini alacaktır.
Dr. Nedim İnce
Altınoluk / 24. 09. 2019

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz