GÜÇLÜLERİN HUKUKU, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ

Bülent Arınç’ın FETÖ’den beraat eden damadının beraat gerekçesi açıklanmış.
Evinde FETÖ kitapları olması sempati göstergesidir.
Bank Asya hesabını kapatmaması FETÖ’ye yardım olarak değerlendirilemez.
Fethullah Gülen’in doktoruyla telefon görüşmesi bir meslektaş sohbetidir.
FETÖ’nün paravan derneğinde yöneticilik yapmasından sonra
Karar: delil yetersizliğinden beraatine.

Cumhurbaşkanına hakaret davasından bir bölüm;
Avukat: burada hakaret yok ki
Hakim: sanık cumhurbaşkanını eleştirmiş, ben ne yapayım
Avukat: tamam işte eleştiri, hakaret değil
Hakim: Ama avukat bey, Cumhurbaşkanı…

Cumhurbaşkanı ve yakınlarının Man adasına para gönderdiklerini Kemal Kılıçdaroğlu elindeki dekontlarla ispatlamış ama bu belgeler sahte denmişti. Hatta Tayip Erdoğan bunların gerçek olduğunu ispat et ben cumhurbaşkanlığını bırakacağım demişti.
Kılıçdaroğlu’na açılan iftira davasında 3 savcı değiştirilip tazminata mahkum edildi. Üst mahkemeye yapılan itiraz sonucunda da mahkemenin verdiği karar usülden bozuldu. Gerekçe ise tarafsızlığı açıkça yitirmiş olan hakimlerin reddi hakim talebine olumsuz yanıt vermesi.
Örneklerini verdiğim bu üç davada yargının içinde bulunduğu hiçler acısı durumu görmenizi istedim.
Bu 3 davada da ortak payda Cumhurbaşkanı. İkisinde direk kendisi olayın içinde, birinde de Tayip’in kapısından bir türlü kopmaya cesaret edemeyen ve ondan aldığı güç ve cesaretle hareket eden Arınç’la ilgili.
Almanların tarihten gelen ve sürekli anlatılan bir olayı vardır. Zamanında alman prenslerinden biri bir çiftçi kulübesinin önündeki araziyi beğenir ve oraya saray yapmaya karar verir. Saray yapılır ama prens o çiftçi de kim oluyor, benim sarayımın karşısında görüntüyü bozuyor diyerek o çiftçinin oradan gönderilmesini ister ama gelgelelim çiftçi ben arazimi satmam, buradan gitmem der. Prensin tüm zorlamalarına, tehditlerine rağmen kararından vazgeçmez. Çiftçi bütün bu zorlamalara, tehditlere karşın prensin adamlarına şöyle bağırır: “Siz istediğiniz kadar üstüme gelin Berlin’de yargıçlar var” der. Gerçekten de o yargıçlar çiftçinin arazisinin satılmasına, içindeki kulübenin yıkılmasına izin vermez.
Prenslikler döneminde yaklaşık 200 yıl önce yaşanan bu olaydan sonra 21. yüzyılda ülkemizde “heyyy Reis! Üstüme gelme! Ankara’da yargıçlar var” diyebiliyor muyuz?
Yukarıda verdiğimiz örneklerde bırakın o yargıçlara güvenmeyi, tam aksine yargı tetikçi olarak kullanılıp insanlarımız nasıl susturuluyor, kendileri ve yandaşları yargı nasıl kullanılarak aklanıyor bir bir görerek yaşıyoruz.
İçinde bulunduğumuz ekonomik çöküşün, dış politikada yaşadığımız çuvallamanın, adı var ama kendisi olmayan demokrasinin rayına girmesi için yapılması gereken tek şey vardır: yargı bağımsızlığı!
Hukukun üstünlüğü değil de güçlünün hukukunun yer aldığı yerde ne yatırım olur, ne ticaret olur, ne çağdaş bir eğitim, ne turizm, ne spor… hukukun üstünlüğünün benimsendiği bir ülkede tek adamın borazanlığı olmaz. Ne kaçak saraylar olabilir, ne yandaşlara devletin kesesinden para aktarımı, ne devletin her hücresine kendi yandaşlarını hoyratça yerleştirmek ne de tek bir gün işe gitmeden yapılan bankamatik memurluğu…
Yaşadığımız tüm bu hukuksuzlukları bize bunları yaşatanların görmediğini mi zannediyorsunuz. Aksine bütün bunların kaynağında kendileri var. Biliyorlar ki bir gün ellerindeki güç yitip gittiğinde, bu ülkede hukukun üstünlüğü yerleştiği zaman en başta yüz binlerce insana reva gördükleri demir parmaklıkları görmek, yaşattıkları bu hukuksuzluklar için kendilerine hak olacaktır.
tamerkayikci@yahoo.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir