KAÇIŞ YOLU

Yıllar önce TRT’nin tek kanallı yayın yaptığı zamanlarda renkli hayatlar ile karşı karşıya kalırdık. O tek kanal kaliteli yayınlar ile tüm halkımıza hitap etmesini bilirdi.
Günümüze gelince ekran tuşuna bastığımızda karşımıza yüzlerce hatta alt yapınız varsa binlerce kanala anında ulaşabiliyorsunuz. Ulaşabiliyoruz ama 30-40 yıl öncesinin o tek kanallı renkli ve içeriği dolu yayınlarının hiçbirini yaşayamıyoruz. O yüzlerce kanalın içeriğini incelediğimizde adeta sanki tek bir kanal izliyormuşuz gibi oluyoruz. Çünkü her bir kanalın yayını diğerleriyle hemen hemen aynı. Bir kanalı izlediğiniz zaman neredeyse yüz kanal izlemiş gibi oluyorsunuz.
İnsanlarımız televizyon bağımlısı. Yakın zamanlarda yapılan bir araştırmada da Türk insanının dünyada en fazla televizyon bağımlısı olan toplumların içinde yer aldığını görmüştük.
Tv yayınlarının içeriğine baktığımız zaman da ne yazık ki gerek gündüz gerekse de akşam yayınlarında içi boş, tamamen zamanı öldürmeye dayalı, dedikodu, yemek yarışması, maganda kültürünü yaymaya çalışan pis sakallı, kara ceketli elleri silahlarla dolu mafyavari türü programlarla dolu olduğunu görüyoruz.
Evet! tv yayınları gerçekten işe yaramaz, toplumu bir uyuşturucu gibi kendine bağımlı kılan ve insanların faydalı şeyler yapmasını engelleyen bir araç görevi görüyor. Burada amacım gerek başta tv olmak üzere diğer iletişim araçlarının işlevselliğini, halkı bağımlı hale getirdiğini tartışmak değil. Bu başka bir yazı konusu olsun.
Söylediklerimden hareketle ben madalyonun diğer tarafından bakmak istiyorum. İnsanlar bilinçli ya da bilinçsiz olarak neden zamanlarının büyük bir kısmını kendisine bir faydası olmayan bu yayınların karşısında geçirmek istiyor?
Uzun yıllar önce ben her gün kahvehaneye giderdim. Oraya gitmemin nedeni de geniş bir arkadaş çevrem olmam, onlarla orada oturup hemen her konuda sohbet etmekti. O çevreden çok şeyler öğrendim. O sohbetleri bugün çok az yerde yakalama şansı var. Ben kahvehanelere bu açıdan bakarken aynı zamanda orada gereksiz oyunlar oynayıp gereksiz dedikodular yapan insanların sayısı da çok fazlaydı. Sonuçta kahvehanelere giden insanların oraya gidiş amacı ne olursa olsun muhakkak birileri ile iletişime geçmek zorunda kalmaları, az çok sohbet etmeleri ve bu şekilde rahatlamaları insanların en büyük ihtiyaçlarından birisi.
Kahvehanelerden verdiğim bu örnekte olduğu gibi bugün tv karşısına çakılan insanlarımız da aslında bir bakıma kendilerine bir kaçış yolu olarak orayı görmesidir. Günümüzde dünyamız öyle bir karışık sorunlar yumağı haline geldi ki bütün bu sorunlar içerisinde insanlar kendilerini boğulur gibi görmeye başladı.
Günden güne artan ekonomik zorluklar, işsizlik, savaşlar, aile içi geçimsizlikler, çevre sorunları, tv’lerde dayatılan mafyavari diziler gibi daha birçok nedenlerle toplum kendisini bir cenderenin içine sıkıştırılmış olarak görmeye başladı. Medya tarafından yoğun haber bombardımanına maruz kalmamız sonucunda insanlar kendilerini ilgilendiren olaylara karşı refleks geliştiremez oldu. Olaylar karşısında tamamen edilgen hale geldi. İnsanlar işten, okuldan çıkıp evine giderken ellerindeki akıllı telefonlarla yol almaya, birbirleriyle sohbet etmemeye başladılar. Varsa yoksa gelen mesajlara yanıt vermek, onlara yetişebilmek, sosyal medyaya rahatça erişip oradaki okyanus içinde kendini kaybetmek.
İnsan yaşadığı bu kaos içerisinde bütün sorunlarını unutacak, hiç düşünmeden, yorum yapmadan, içinde taşıdığı merak tutkusunu da giderecek şekilde kendisine sunulan dedikodu programlarına, futbol fantezilerine konuk olarak bütün stresli ortamdan uzaklaşmak isteyecektir. İster beğenelim, ister beğenmeyelim, isterse bu tür programlar sayesinde toplum uyuşturuluyor, iktidar da bu sayede parsayı götürüyor diye eleştirelim ama yaşanan gerçek bu.
Bu durum sadece bizim toplumuza özgü bir durum da değil. Tüm dünyanın toplumları aynı durumla karşı karşıya. Hafta sonu gazetede Almanya’dan yazan bir muhabir oradaki durumu özetlerken Alman vatandaşlarının üçte birinin ekran bağımlısı olduğunu, polisiye ya da futbol yayınlarının onlar için her şeyden önemli olduğunu bildiriyordu.
Aşırı televizyon, akıllı telefon, internet bağımlısı insanlar toplumdan koparak robotlaşma yoluna girmiş gibi görünüyor. Yeni nesiller bu gerçek üzerinden mi şekillenecek yoksa yeni etik değerler, yeni çıkış yolları mı bulunacak, iktidarlar buna öncülük edip toplumu yönlendirebilecek mi ya da toplumun bu şekilde uyuşturulmasından kendileri için fayda görüp göz mü yumacak bekleyip göreceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir