Gerçek hayattan bir yaşantıyı sizinle paylaşmak istiyorum.

 

“Adam 70 yaşlarındaydı, yılların yıpranmışlığı yüzüne olduğu gibi yansımıştı.Yoksulluğu elbiselerinden görülebiliyordu. Gece başlayan karın ağrısı geçmek bir yana gittikçe şiddetlenmişti. Oğluna kendisini hastaneye götürmesini söyledi. Sabaha karşı bir kamu hastanesinin acil servisine doğru yola çıktılar. Acil servisteki görevliler adamı karşılayıp muayene masasına aldılar ve oğluna da kayıt işlemleri yaptırmasını söylediler. Nöbetçi hekim gerekli muayeneleri yaptı. Tanıyı kolaylaştırmak için idrar, kan tahlilleri ve karın röntgeni istedi. Sonuçları alınca koyduğu tanı çerçevesinde acil ilk tedaviyi gerçekleştirdi.

Nöbetçi doktor, acil serviste ilk tedavisi biten hastayı, tedavisin devamı için ilgili uzman hekimin polikliniğine gönderdi. İlgili uzman hekim, adamı muayene ettikten sonra reçetesini düzenledi. Ama ilgili uzman hekimin içi tam rahat etmemişti ve bir başka uzmanlık alanındaki diğer uzman hekime de gitmesini önerdi.

Adam ve oğlu diğer uzman hekime gittiler, diğer uzman hekim adamı önce dinledi. Daha sonra muayene etti. Bunların sonucunda kendi uzmanlık alanı ile ilgili bir hastalık bulamadığını, yalnız idrar tahlilinden sonra daha net karar verebileceğini söyledi. İdrar tahlili acilde yapılmıştı ama adamın oğlu sonucu bir türlü bulamıyordu. Acil serviste unutmuş olabileceğini söyleyen adamın oğlu idrar tahlili sonucu için acil servise gitti. Adam idrar tahlilin sonucunu beklemek için poliklinik dışına çıktı. Bu arada hasta muayene etmeye devam eden diğer uzman hekim, muayene edeceği hasta içeri girerken, adamın poliklinik kapısı yanında ayakta dikildiğini gördü. Adama seslenerek: “Amca ayakta kalıp yorulma, yanındaki banka otur” dedi. Adam denileni yaptı ve banka oturdu.

Kısa bir süre sonra adamın oğlu idrar tahlili sonucu ile polikliniğe geldi ve hasta olan babası ile birlikte diğer uzmanın karşına geçti. Adam diğer uzman hekime; “Sen beni bir kelime ile iyileştirdin” dedi. İdrar tahlili sonucunda kendi uzmanlık alanı ile ilgili bir sorunu olmadığından emin olan hekim şaşırdı. Ne söylemişti de adam bir kelime ile iyileştim diyecek kadar etkilenmişti. İmdadına yine adam yetişti: “Sen bana OTUR dedin, sabahtan bu yana karın ağrısından patlıyordum, sen bana OTUR dedin, bu sözünle beni iyileştirdin”

Diğer hekimin şaşkınlığı daha da arttı. Bir süre hasta muayene etmeyi bırakarak oğlu ile birlikte uzaklaşan adamın arkasından düşüncelere daldı.

 

Ne olmuştu da adam bir kelimeden iyileştim diyecek kadar etkilenmişti. Adam hastaneye başvurduğundan itibaren gerekli tıbbi bakımı görmüş, acilde hekim muayene etmiş, tetkikler, film istemiş, ilk tedavisini yapıp ilgili uzman hekime göndermiş, o da muayene edip reçetesini düzenlemiş ama içinin rahat etmesi için diğer uzman hekime göndermiş, diğer uzman hekim de muayene etmiş ve kendi branşı ile ilgili sorunun olmadığını söylemiş. Adamı tüm bunlar iyileştirememiş sadece bir OTUR sözü iyileştirmiş.

Nedir bu “OTUR” sözünün sihiri..?!

Belki de adam tüm bu süreçte kendisiyle değil de hastalığı ile ilgilenildiğini hissetti. Kendisinin değil, hastalığının önemsendiğini düşündü. Her ne kadar hastalığı ile ilgilenmek kendisiyle dolaylı ilgilenmek olsa da duygularının kaynağı kendisiyle doğrudan ilgilenilmediği düşüncesinden beslenmiş olabilir. Çektiği acıları; fark edilmemiş olma acısı daha da katmerlendirmiş, tedavinin etkinliğini azaltmış olabilir.

Belki de “OTUR” kelimesi adama ilk defa fark edildiğini hissettirdi. Hastalığı ile birlikte kendisiyle de ilgilenildiğini duyumsadı. Kendisinin kendisi olduğu için önemsendiğini, kendisiyle birlikte, çektiği acının da bir başkası tarafından hissedildiğini düşündü…

Belki, belki, belki..?!

Bilmiyorum..?!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz