Bugün sizlere bir kitaptan bahsedeceğim. Elimde Yale Üniversitesi’nden tarih profesörü Timothy D. Snyder’in “Tiranlık Üzerine” adlı kitabı var. Bu kitaptan bazı alıntılar yaparak bunlara dair açıklamalar yapmak istiyorum.

Öncelikle kitabın başında Leszek Kolakowski’nin “siyasette kandırılmış olmak bir mazeret değildir” sözü var. Bu sözden hareketle her duvara çarptıklarında yine kandırıldık diyen AKP genel başkanını ve şürekasını en baştan selamlamış olalım.

Snyder’in ilk değindiği konu itaat üzerine. Diyorki; “otoriterliğin sahip olduğu gücün büyük kısmı özgür bir iradeyle verilir. Bu gibi zamanlarda bireyler baskıcı bir hükümetin daha neler isteyebileceğine odaklanır ve bunları kendilerinden daha talep edilmeden yerine getirirler. Bu duruma uyum sağlayan vatandaş, iktidara neler yapılabileceğini gösterir.”

Biz bunu ülkemizde türban konusunda yaşadık. AKP iktidara ilk geldiği zaman baş örtüsünü yüksek yargının laikliğe vurgu yaparak verdiği aksi kararlarına rağmen üniversitelerde serbest bırakarak ilk adımı attı. Bu ilk adımda türbanın sadece üniversitelerde serbest kalacağını söylediler ama üniversiteleri hallettikten sonra orta dereceli okullar bile onları kesmedi, anaokullarına kadar türbana izin verdiler, ardından da kamu kurumlarında, polis ve silahlı kuvvetlerde. Her şey adım adım ilerledi ve halk da bunu bekliyormuş gibi peşinen bir kabullenmişlik yaşandı. AKP iktidarı da her yaptığından cesaret alarak bir adım daha ötesine gidebiliriz cesaretini yakaladı ve bunu da uygulamakta gecikmedi. Şimdi sırada Tayip Erdoğan’ın dediği “artık dini kendi yaşantımıza göre uydurmak yerine yaşantımızı dinin kurallarına göre şekillendireceğiz” adımı var. Bu adım da laikliğin kökten ölümü ve şeriata merhabadan başka bir şey değildir.

Benzer uygulamayı FETÖ ile beraber tezgahladıkları Ergenekon, Balyoz gibi davalarda da yaşadık. Daha küçük operasyonlar ile başlayıp ne kadar ileri gidebileceklerini gören AKP ve FETÖ koalisyonu adım adım Ergenokon ve Balyoz kumpaslarını ördü ve silahlı kuvvetlerdeki yüzlerce Atatürkçü, ulusalcı askeri saf dışı bırakıp ordumuzun bel kemiğin kırmış oldu. Ardından da kendi adamlarına bıraktıklarıyla da darbe girişiminde bulundular.

Synder başka bir konuda da kurumların korunması konusunda uyarıda bulunuyor. “etik değerlerimizi korumamıza kurumlar yardımcı olurlar… Kurumlar, kendi kendilerini koruyamazlar. Biri bile baştan itibaren savunulmazsa diğerleri de ardı ardına yıkılır.”

Bu cümleden hareketle biz 18 yıl öncesine gidelim. AKP’nin iktidar olduğu ilk zamanlara. AKP’nin Laik Cumhuriyetin üzerine gideceğini hepimiz tahmin ediyorduk. Yine birçok kişi ne kadar üzerine giderse gitsin laik cumhuriyetin yıkılmaz kurumları sayesinde bir tehlikenin olmayacağını söyleyenlerin sayısı az değildi. Silahlı Kuvvetler vardı, anayasa mahkemesi vardı… Kurumlar vardı ama o kurumların da insanlardan oluştuğunu ve laikliğe sahip çıkanların yerine kendilerine körü körüne bağlı kalacakların göreve getirilmesiyle o kurumların da değişeceğini göz ardı ettik. Nitekim anayasa değişiklikleri ile ilk yargı ele geçirildi. Anayasa mahkemesi ve HSYK kendilerine hizmet eder hale getirildi ve ardından da silahlı Kuvvetlerin üzerine gidildi. Diğer kurumlar da sıra sıra geldi. Günümüzde bütün kurumların devletin değil de AKP’nin bir organıymış gibi hareket ettiğini görüyoruz.

Synder aynı durumun Nazi Almanya’sında yaşandığını, Yahudilerin alman kurumlarına güvendiklerini ama o kurumların zamanla dönüştürülerek Nazilere nasıl yardım ettiklerini de belirtir.

Kitapta üzerinde durulan konular çok. Son bir konu üzerinde daha durup kapatmak istiyorum.

Synder, “meslek ahlak değerlerinden şaşmayın. Hukukçular olmadan bir hukuk devletini altüst etmek ya da hakimler olmadan göstermelik bir davayı yürütmek hiç de kolay değildir. Otoriteler, itaatkar memurlara ihtiyaç duyar” der.

Eğer hukukçular yargısız infaza karşı çıksaydı, doktorlar gerekmedikçe kimseyi kesip biçmeseydiler, iş adamları köleliğin yasaklanmasını onaylasaydı ve eğer bürokratlar cinayet  evraklarını düzenlemeyi reddetseydi, o zaman Nazi rejimi, hatırladığımız acımasızlıkları yerine getirmekte bir hayli zorlanacaktı.

Bundan birkaç yıl öncesine gidelim. AKP’nin PKK ile açılım yapıyoruz dedikleri ve görüşmelerin oldu zamanlarda devletin savcıları, hakimleri Habur’a gitmeyip orada çadır mahkemesini kurmayı reddetselerdi, devletin valileri hükümetten gelen askeri birlikler çatışmalara girmesinler, eylemlerden uzak dursunlar emirlerini dinlemeyip askeri birliklerin operasyon yapmasına izin verseydi doğudaki bir çok şehrimiz silah yığınağına çevrilmez, PKK de o kadar palazlanmazdı. Sonra da AKP biz kandırıldık demezdi.

Kitapta Nazi Almanya’sı, Stalin dönemi Sovyetler, Çekoslovakya ve günümüz Trump dönemi ABD’sinden örnekler vererek konular açıklanmış. Bir kez daha görüyoruz ki tüm otoriter, baskıcı yönetimler zaman ve coğrafya değişse de ortaya çıkabiliyor ama ömürleri uzun olmuyor. Günümüzün tek adam yöneticilerinin kulağına küpe olsun.

Tiranlık Üzerine adlı okumanızı tavsiye ederim.

tamerkayikci@yahoo.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz