2020

Bu başlıkla bir yazıyı önceden planlamıştım. Yirmi yirmi üzerine güzellemeler yazma ve yeni yıl ile ilgili ruhları hafifletme niyetindeydim.

Gelin görün ki başlık aynı kalsa da içerik, niyetimin tam tersi ruhları ağırlaştıracak.

Bunda benim suçum yok; yirmi yirminin ilk günlerinde olanların suçu…

Suriye iç savaşına müdahil olmanın getirdiği ekonomik, sosyal, siyasi ve askeri sorunlarıyla boğuşur, daha düze çıkma emarelerine bile rastlamazken, yirmi yirminin ilk mesai gününde Libya’ya asker gönderme tezkeresi oylanarak kabul edildi: “Hudut, Şümul, Miktar ve Zamanı Cumhurbaşkanınca Takdir ve Tayin Olunacak Şekilde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Gerektiği Takdirde Türkiye Sınırları Dışında Harekât ve Müdahalede Bulunmak Üzere Yabancı Ülkelere Gönderilmesi.” Tezkere Libya için çıkarılmış olsa da cumhurbaşkanlığına verilen yetkinin genişliği, başka tezkereye gerek kalmadan başka ülkelere de asker gönderebilir mi sorusunu akla getirdi.

Bunun yanı sıra Libya’da ordudan başka askeri unsurların da Türkiye adına orada görev yapacaklarının söylenmesi kafaları daha da çok karıştırıp endişeleri arttırdı.

Ülkenin evlatlarının uzak diyarlarda canının tehlikeye atılacak olmasının getirdiği üzüntüye kötüleşen ekonomik durumun bu yeni yükle daha da kötüleşeceği endişesi eklenince moraller yirmi yirminin ilk gününden itibaren bozulmaya başladı.

Meğer bu bir şey değilmiş. ABD, hemen her zaman yaptığı gibi uluslar arası hukuku kendi çıkarları doğrultusunda eğip bükerek Irak’ta İran’ın önemli bir generaline insansız hava araçlarıyla suikast düzenledi. İran’ın Kudüs Gücü komutanı olan General Kasım Süleymani bu saldırıda yanında bulunan insanlarla birlikte öldürüldü.

İran devleti ve halkı için çok önemli bir askeri figür olan ve İran’da halk kahramanı olarak kabul gören Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesi ateş çemberinde olan Ortadoğunun ateşini daha da arttırıp, çemberi aşıp önce bölgeye sonra da belki de bu sırayı beklemeden doğrudan dünyaya sıçrama olasılığı iyice arttı.

Bu ateşten ilk etkilenecek ülkelerden biri de coğrafi konumu nedeniyle ülkemiz olacaktır. Son yıllarda bölgeyle ilgili sürdürülen dış politika da bu etkilenmeyi daha arttıracak gibi durmaktadır.

Yirmi yirminin ilk günleri kan, gözyaşı, açlık ve yoksulluk yılı olacağına dair işaretler vermekte; ruhları karartmaktadır.

Tüm bu kötü işaretler, kötülüğün sonuna kadar gideceğine dair kuşkular uyandırsa da böyle olmayacak; insanın içinde binlerce sene önce filizlenen, bugüne kadar zor, zahmetli büyüyen, bazen yıkılıp tekrar ayağa kalkan; iyiye, doğruya, güzele, adalete doğru yürüme azim ve direnci bunun da üstesinden gelecektir.

Dayanışma ve paylaşmanın insani gücüyle örgütlü mücadele gücünün yarattığı sinerji her türlü kötülüğün üstesinden gelme potansiyeline sahiptir; buna inanıyorum.

Nazım Hikmet’in bir şiirinin bitiş mısralarında dediği gibi;

“Kararmasın yeter ki

Sol memenin altındaki cevahir…”

Dr. Nedim İnce

Altınoluk / 07. 01. 2020

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz