Bizde herkesin bildiği bir söz vardır; yalancının mumu yatsıya kadar söner, deriz.
Günümüz AKP iktidarının yalanlar üzerine kurduğu hegemonya yatsıyı beklemeden daha birkaç saat içinde hemen sönüveriyor. Ülkenin gündemini bırakın günden güne değişmesini neredeyse saat başı önemli bir gelişme ile bir önceki olay eskimiş oluyor. Ülkeyi ilgilendiren hemen her konuda elinize aldığınız her bir sorunun altında büyük pislikler, kokuşmuşluklar gün yüzüne çıkıyor.
Yalan söylemekte öyle marifetliler ki Hitler’in propaganda makinesi Gobbels bile bunların yanında ağzı açık kalır. Gobbels ne diyordu;
Yalan söyleyin, mutlaka inanan çıkacaktır. Olmazsa yalana devam edin.
Bir insana yalan olsa bile bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, nereden geldiğini unutur ve benimser, sonra da kendi fikri gibi savunur.
Yalan ne kadar büyük olursa o kadar çok inanan olur.
En büyük yalanları kurulduğu günden itibaren FETÖ ile işbirliği yapıp ülkenin çivisini sökmeleri, rejimi değiştirmeleri, sonra da biz kandırıldık demeleridir. Beraber yola çıktılar ve ne yapmak istediklerini her ikisi de çok iyi biliyorlardı. Yargıda anayasal değişiklikleri yaparken Ordu’ya ve tüm muhaliflere kumpas davalarının alt yapılarını hazırladıklarını biliyorlardı.
Şimdi Kumpas davası sonucu terör örgütü kurmaktan dolayı suçlanıp bir dönem Silivri zindanında tutulan eski Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ siyasi sorumluları işaret edince hepsi de suçlu psikolojisi ile kendisine suç duyurusunda bulundular. Yargının bağımsız olduğuna inansaydık kendi ayaklarına kurşun sıktık diyecektik ama yargıda çoktan tuz kokmuş durumda. Gelişmeleri izleyip göreceğiz.
Başkent Gaz, Kızılay, Ensar vakfı arasında dönen para trafiğini hep beraber izledik. Kızılay başkanı hiç utanmadan vergi kaçırma değil de kaçınma yalanına sarıldı. Aradan 20 gün geçmesine rağmen bağışlanan 8 milyon doların akıbeti hala belli değil. Başkent Gaz’ın bu parayı vergiden düşeriz demesine rağmen bağışı yaptığı yıl hiç vergi vermediği de ortaya çıktı. Bakalım bu köprünün altından daha ne kadar sular akacak.
15 Temmuz darbesi esnasında halk sokaklara döküldü ve darbeye direndi. O esnada hayatını kaybedenler ya da yaralananlar oldu. Darbeden mağdur olanlar için bağışlar toplandı ama aradan geçen 3 yıl boyunca toplanan bu bağışların hiçbiri hak sahiplerine teslim edilmedi. CHP’nin toplanan bağışları gündeme getirmesi sonucu AKP’den her bir sorumlu yaptıkları her açıklamada farklı şeyler söylediler. Birisi hazinede, biri vakfın elinde, biri bankalarda dedi. Söyledikleri vakfın ne adı vardı ne de söyledikleri yerde öyle bir vakıf. Anlayacağınız darbede kendileri adına canlarını koyanlara bile yalan söylediler.
Yıllarca halkı bir cenderede ezer gibi ezdiler ve sonunda baskılara dayanamayan halk Gezi olayları nedeniyle tüm yurtta başta Tayip Erdoğan’a ve AKP iktidarına karşı demokratik tepkisini gösterdi. Bunu içine sindiremeyen Erdoğan Gezi olayları esnasında “bunlar camide içki içiyorlar, görüntüler elimizde, Cuma gününe kadar da o görüntüleri herkese göstereceğiz” dedi. Aradan yüzlerce Cuma geçti ama o görüntüler hala ortada yok. Aynı kişi yine Gezi olayları esnasında Kabataş’ta “benim türbanlı bacım güpegündüz saldırıya uğradı, belden yukarıları çıplak, ellerinde deri eldivenleri, başlarında siyah bandanaları bulunan 80-100 kişi durakta bebeğiyle birlikte duran genç kadını dövmüş, yetmemiş üzerlerine idrarlarını da yapmışlar” dedi. Bütün kameralar didik didik izlendi ama bunun da bir yalan olduğu ortaya çıktı.
Bunun yanında küçük ama olayı derinliğine düşününce aslında çok büyük yalanları da ortaya çıktı. Daha dün haber kaynaklarında İranlı dolandırıcı ve katil Zintaşti’yi tanımadığını söyleyen AKP’nin Burhan Kuzu’sunun Zintaşti ile beraber yemek yediği görüntüler ortaya çıkıyor, Zintaştiyi hapisten tahliye edilmesi sonucu HSYK’nin başlattığı soruşturma sonucunda da Burhan Kuzu’nun hakimlere büyük baskı yaptığı ortaya çıkıyordu. Az önce ne demiştik? Yargıda tuz çoktan kokmuştu. O tuzu kokutanlar da işte böyle ofsaytta yakalanıyorlar.
En garip yalan ise bunların seçimlerden sorumlu başkan yardımcılarının açıklaması oldu. İstanbul seçimlerini iptal ettirmek için başvurmadıkları yalan kalmadı. Ali İhsan Yavuz denen zat tüm kameraların karşısında “ bir şey olmadıysa bile muhakkak bir şey oldu” gibi saçma sapan bir ifade kullandı. Bu tiplerle hareket eden YSK’da hukuksuz bir şekilde İstanbul seçimini kısmen iptal etti. Şimdi bu ifadeyi kullanan zat “ben böyle bir şey söylemedim, CHP’nin uydurması” diyor. Gel de ülkemin hiçler acısı haline üzülme!
tamerkayikci@yahoo.com.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz