Siz hiç rengini net olarak gördüğünüz bir cisme başka birisi gelip de hayır o cisim bu renkte değil şu renkte dese onan inanır mısınız? Örmeğin elinizde siyah bir şemsiye var ama ona “hayır! Bu şemsiye kırmızı” deseler sizin tavrınız nasıl olur?

Kendinizden eminseniz ve aklınızı yitirmediğinizden eminseniz başkalarının söylediğine aldırış etmez, kendi bildiğiniz doğruyu savunursunuz değil mi? doğrusu da budur!

Günümüzde yaşadıklarımız ne yazık ki doğruluğuna kesin inandığımız olaylarda bile kendimizi şüpheye düşürecek baskı ortamlarıyla karşı karşı kalıyoruz. AKP iktidarının kurulduğu günden bu yana yaptığı en büyük kötülük nedir diye sorarsanız bence herkesin doğru bildiğine elindeki baskı araçlarıyla yanlış demesi, benim söylediğim doğrudur yanılgısını bu topluma aşılamış olmasıdır derim.

Zaten bunu gerçekleştirmek amacıyla tüm medyayı, yargıyı, devletin tamamını ele geçirmediler mi? Gobbels “Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk sunayım” demiyor muydu? Aynı kişi “Yargı devlet hayatının efendisi değil, devlet politikasının hizmetkarı olmalıdır.” da diyordu. AKP kendisini devlet olarak gördüğü için yargı da onun politikasına hizmet etmeli anlayışında.

AKP ile zamanın koalisyon ortağı FETÖ birbiriyle çatışmaya girince devletin içine sızmış FETÖ’cü savcılar aracılığıyla AKP tayfasının tüm kirli çamaşırları ortaya serildi. Bunların başında da 17/25 Aralık olayları geliyor. Sıfırlama kasetleri, ayakkabı kutularındaki paralar, para sayma makineleri, milyon dolarlık kol saatleri bu dönemin simgeleşmiş öğeleriydi. Her ne kadar bu delilleri ortaya seren savcılar FETÖ mensupları olsalar da gözlerimizle gördüklerimiz, kulaklarımızla işittiklerimiz yalan değil, gerçeğin ta kendisiydi. Kendi savcılarıyla, yargıçlarıyla tüm dünyanın gördüğü bu delilleri yok sayarak olaylara karışanların hepsini AK’ladılar. Hatta içlerinden bir tanesini ödül olarak büyükelçi bile yaptılar.

AKP kurulmadan önce de FETÖ vardı ve devletin tüm kurumlarına sinsice yerleşmeye çalışıyordu. Bunu gören gazeteciliğin yüz akı bazı isimler köşelerinde bir bir yazıyor, gerçek cumhuriyet savcıları da bunlara terör örgütü iddiası ile davalar açıyorlardı. Fakat FETÖ ile açıkça işbirliği yapan ve devlette her kurumu ona teslim eden AKP oldu ve bunu da “ne istediniz de vermediniz” şeklinde itiraf eden Tayip Erdoğan’dı. Bülent Arınç’ı Pensilvanya’ya gönderip bir emirleri var mı diye soran da Tayip Erdoğan’dı. Bunları hepimiz canlı canlı ekranlarda izledik. Şimdi Tayip Erdoğan çıkmış başta CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu FETÖ’cülükle suçluyor.

Dış politika ise tam bir komedi! Bakıyorsunuz bir gün Rusya ile kol kola. Ertesi gün Rusya en kötü devlet olmuş yaşasın ABD diyorlar. Putin benim kankim, sana bir kıyak yapayım deyip milyarlarca dolar verip S-400 füzelerini alıyor. Rusya ile aralarındaki aşkın arasına kara kedi girince gelsin ABD gelsin patriot bataryaları. ABD de bunlara yürü be aslanım deyip Rusya ile savaşın göbeğine sürüyor. Sabah Trump bizimkine “bak aptal olma, ben senin çok işini hallettim” deyip hakaretler yağdırıyor, akşamında ise bizimki “dostum Trump” diye açıklama yapıyor.

Yargının AKP politikasının hizmetkarı olmasının en güzel örneğini geçen hafta içinde yaşadık. Yıllarca Gezi olayları nedeniyle haksız, delilsiz şekilde içeride tutulan Osman Kavala’nın beraat kararını veren mahkemenin gerekçeli kararında da belirttiği gibi somut delillerle desteklenmediği için serbest bırakılmasından birkaç saat sonra Tayip Erdoğan’ın meclis konuşmasındaki “bir manevra ile beraat ettirmeye kalktılar” dayatması, yönlendirmesi ile açıkça suç işleyip yargıya talimat veriyor ve tekrar tutuklanmasına neden oluyordu. Üstelik tutuklandığı davadan birkaç ay önce savcı kendi yazısıyla tahliye vermesine rağmen. HSYK Gezi davasında beraat kararı veren mahkeme heyeti hakkında inceleme başlatarak açıkçası mahkemeler üzerinde baskı kurmakla anayasal bir suça daha ortak oluyordu. Tüm bunları AKP medyası, yargısı hala FETÖ ile mücadele ile bize yutturmaya çalışıyor ve kendi tabanı da buna inanıyordu. Gobbels ne diyordu; “Önemli olan aydınlar değil büyük halk kitleleridir. Çünkü onları kandırmak çok kolaydır.”  “İnsanların beyin tembelliğini gördükçe, her istediğinizi yapabilirsiniz. Amacımız doğruları söylemek değil, insanları etkilemektir.”

Tayip Erdoğan ve AKP endine inandırmış milyonlar aracılığıyla ülkenin kaderine çöreklenmiş ve bir çıkmaza sokmuştur.

Müttefik orduları Berlin’e 10 km yaklaştığında bile Alman halkı hala savaşı kazandıklarını zannediyordu. Çok sayıda askerin, halktan insanın öldüğünü ve savaşı kaybettiğini gören Hitler’in yanındaki generaller Hitler’e bunu anlatıp teslim olmamız gerekiyor deyince Hitler onlara “ölecekler tabii, çünkü bize oy verdiler” diyordu. Faşizm işte budur. Faşizm; bize kara olanın beyaz olduğunun dayatılmasıdır.

Tamerkayikci@yahoo.com

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz