Büyükanne 3-4 yaşında bir kız çocuğunu neredeyse sürükleyerek götürüyordu az ilerideki okul öncesi bir eğitim kurumunun servis aracına.

İki gözünden inci gibi yaşlar süzülen kız, zaman zaman kendini tutan kuvvetli elden kurtulmaya çalışırken bir yandan da sürekli “ben bu gün okula gitmek istemiyorum, eve dönelim” diye büyükannesine yalvarıyordu.

Tahmin edildiği gibi gözyaşları, yakarışlar bir işe yaramadı ve kendi rızası dışında, çaresizliğin acısını yaşayarak servise bindirilerek okula gönderildi.

Yaşı nedeniyle bu günü büyüyünce anımsamayacak olsa da yaşadığının acısı, zihninin derinliklerinde kaydedildiği yerde, hayatı boyunca saklanacak.

Bu an, beni aldı, zihnimin derinliklerinde kaydedilmiş ama bilince doğrudan çıkamayan çocukluk anılarımın neler olabileceğine doğru götürdü; çocuklarımız Ulaş ve Çağdaş’ı büyütürken yaptıklarımıza da…

Bağımsız bir birey olduğunun farkına varan çocuk, eş zamanlı olarak da ne kadar bağımlı olduğunu öğreniyor. Sosyal bir varlık olmanın ve toplumla uyumlu bir yaşam sürmenin ilk bedellerini ödemeye başlıyor.

İstekleri, arzuları büyüklerin kurallarına uygunsa, onlarla uyumluysa yerine geliyor, getiriliyor; değilse…

Çocuk, sürekli engellenerek, kısıtlanarak, çaresizliğinin, güçsüzlüğünün acısı yaşatılarak topluma uyan, uyum gösteren bir birey haline getirilmeye çalışılıyor.

Ne acılar, öfkeler, çaresizlikler, yetersizlikler birikerek gömülüyor zihnimizin derinliklerine; topluma uyum adına…

Anımsayamadığımız bu travmaların daha sonraki yaşantımızı büyük oranda etkilediğini söylememiz mümkündür. Belki de insanoğlunun binlerce yıldır süren ve dinmeyecek gibi de duran şiddet ve de öfkesinin kaynağı da buradadır. Fiziksel yetersizliğinin zorladığı birlikte yaşamanın, sosyalleşmenin bedelidir belki bunlar insan için; kim bilir?..

Antik Yunanlılar bu durumu binlerce yıl önce fark edip “Prokrustes Söylencesi” ile ne güzel anlatmışlar!..

Prokrustes, kandırarak evine getirdiği insanları yatağına uzatmakta; kısa gelenleri kol ve bacaklarından çekerek, uzun gelenleri ise keserek, yatağa uyumlu hale getirmektedir, bu söylenceye göre.

Onbinlerce yıl insanlar, bir arada yaşamaya mahkum olmak adına, daha doğumlarından itibaren travmalarla karşı karşıya kalmakta, Prokrustes’un çektirdiği derin acıları yaşamakta ve yetişkinliğinde de derin acılara yol açacak davranışları sergilemekten geri durmamaktadır.

Bağımsızlıkla, bağımlılık; özgür birey olma arzusu ile toplumun bir üyesi olma zorunluluğu arasındaki, günümüz kültürü, ekonomik ve sosyal örgütlenmesi ve eğitim sistemiyle çözülmesi pek olası görülmeyen çelişki sürüp gittikçe bu durum da devam edecek gibi görünmektedir.

Dr. Nedim İnce
Altınoluk / 25. 02. 2020

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz