Sonunda savaşa da girdik. Adı yok ama kendisi var olan bir fiili durumun içindeyiz. Yıllardır PKK ile yapılan mücadeleye bilinçsiz şekilde savaş diyenlere kızar, savaş; iki devlet arasında olur derdik.
Şimdi karşımızda Suriye ve onun arkasında Rusya var. Tayip Erdoğan savaşın içindeyiz diyor ama savaş açma yetkisi sadece TBMM’nin elinde. Tayip Erdoğan’ın elindeki Suriye’de terör örgütleriyle mücadele etmesi için oraya asker gönderme tezkeresinden başka bir şey değil.
Yasalarımız böyle diyor ama yasaları takmayan bir Reis var başımızda. Meclis de neymiş, ayak bağı olmaktan başka işe yaramıyor şeklinde düşünüyor olmalı ki tek başına savaşın içindeyiz diyebiliyor.
Yıllar önce okuduğum bir makalede 2. Dünya savaşını yaşayan insanlar dünyadan göç ettikçe yeni yetişen nesillerde savaş çıkarma olasılıklarının da arttığını söylüyordu. Çünkü yaşanan savaşlarda ne gibi trajedilerin, dramların yaşandığını gören insanlar savaşı bir cinayet olarak görüyor ve ondan uzak durmaya çalışıyorlardı.
2. dünya savaşından Sovyetlerin yıkılmasına kadar süren soğuk savaş esnasında sıcak çatışmaların yaşanmaması da belki de bundandı.
Hayatının büyük kısmını cephelerde geçirmiş, yaralanmış, Gazi olmuş, büyük mücadeleler vermiş Mustafa Kemal Atatürk de “savaş; zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.” diyordu. Kurduğu cumhuriyetin kılavuzunu da “yurtta barış, dünyada barış” olarak gösteriyordu.
2001 yılında ABD’de yaşanan 11 Eylül saldırılarından sonra dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condollese Rice’in Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında Fas’tan Çin’e kadar 22 ülkeyi kapsayan coğrafya içinde yeni sınırların çizileceğini, yönetimlerin, rejimlerin değişeceğini açıkladı. Bu açıklamadan sonra yaşanan Arap Baharı’nın Suriye’yi etkilemesi ile sadece ülkemiz, bölgemiz değil tüm Dünya büyük bir sorunla karşı karşıyadır.
Arap Baharının Suriye’ye uğramasına kadar bu ülkenin barış içinde yaşadığını, tam demokrasi olmasa da laik bir düzen içinde diğer bölge ülkelerinden çok daha modern bir ülke olduğunu kabul etmeyen yoktur.
BOP kapsamında eş başkan olmayı kabul eden ve bunu övünülecek bir şeymiş gibi meydanlarda haykıran Tayip Erdoğan önderliğinde Şam’da Emevi Camii’nde 1 hafta içinde namaz kılmaya gidecektik. Uluslar arası teröristlerin Suriye’yi karıştırmak için sınırlarımızdan elini kolunu sallayarak geçmesine izin verdik. O yetmedi üstüne o teröristleri destekledik. Sonrasında yaşadığımız dram karşımızda duruyor. Komşunun evine taş atınca karşılığında daha fazlasını almaya başladık.
Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında içeri alınan generallerle ilgili AKP’li Bülent Arınç “iyi ki bu emekli generaller zamanında savaşa girmedik” ifadesini kullanmıştı. Oysa şimdi iş başına getirdikleri generallerle hiçbir hava savunma desteği olmadan binlerce askerimizi bile bile açık tehdit altına soktular ve geçen hafta içinde hava saldırısında 36 askerimizi kaybettik. Meclis ordumuza terörle mücadele için yetki vermişti oysa bugün ordumuz teröristlerle değil kendi ülkesini teröristlerden temizlemeye çalışan Suriye ordusu ile çarpışıyor. Tam bir akıl tutulması. Bugün aklı başında olan hiç kimse ordumuzun İdlib’de neden savaştığını, Suriye ordusunu neden karşısına aldığını söyleyemez. Söylenecek tek şey tek kişinin kibri, kaprisleri. Tek kişinin kaprisleri nedeniyle askerlerimizi bir hiç uğruna yitiriyoruz.
Osmanlı’nın son dönemlerinde özellikle de Abdülhamid döneminde büyük devletlerle günübirlik ilişkiler sayesinde devletin ömrünü uzatmaya çalışılırdı. Bir bakmışsınız İngiliz hayranlığı artıyor, ertesi gün Fransızlarla dost oluyorsunuz, bunları bir köşede bekletirken Almanlarla aldatıyorsunuz. Buna da şark kurnazlığı diyorlardı. Bugün de benzer politikayı ABD ile Rusya arasında oynuyorlar. Bir gün Trump en büyük derken ertesi gün Trump’ı yerin dibine batırıp yaşasın Putin diyorlar. Aradan bir gün geçinde de bu kez ters senaryoyu oynuyoruz. Putin ayı, Trump da kankimiz oluyor. Ama hem Trump hem de Putin kedinin fareyle oynadığı gibi Tayip Erdoğan ile oynuyor ve sonuçta olan milletimizin itibarına oluyor.
Biz itibarımızdan olurken ABD ve Rusya Suriye’yi kendi aralarında paylaşıp bizi de Suriye’li kardeşlerimizle savaştırıyorlar. Suriye’de askerlerimizi yitirdiğimiz zaman bizim yetkililer hemen ardından şu kadar rejim askerini öldürdük diye açıklama yapıyor. Oysa o öldürdükleri terörist değil, ülkesini savunmaya çalışan emir altındaki askerler. Suriye halkı ile kardeşlik bağımız vardır. Akrabayızdır. Esat’a ne kadar kızarsanız kızın öldürdüğünüz her bir kişi kardeş olarak göreceğimiz kişilerdir.
Normal zamanlarda gün içinde neredeyse her saat başı ekranlarda boy gösteren Tayip Erdoğan 36 askerimizi yitirdiğimiz zaman 2 gün boyunca sır olup kayboldu. Devletin başı olarak ulusunun önünde yer alması gerekirken bir valinin arkasına sığındılar. Ortaya çıktığında millet yas halindeyken sanki her şey günlük gülistanlık, bahar hayatı yaşıyormuşuz gibi ekranların karşısında sırıtarak gülebiliyordu. Bu millete yapılacak en büyük ayıplardan birisini yaptı. Oysa biz sokağımızda bir cenaze varsa o cenaze evinin üzüntüsüne katılır, cenaze sahiplerini incitecek hareketlerden uzak durmasını bilen bir milletiz. Devletin başında olan bir kişi kendi evlatları gibi olması gereken askerlerimizi kaybetmenin acısını milyonların karşısında kıs kıs gülerek göstermemeliydi. Tabii kendi evlatları çürük raporu alarak askerlik yapmadığı için bunun ne demek olduğunu anlamayabilir.
İktidar yalakası birçok tetikçi medya mensubu, akademisyen ve diğerleri iyice azıtarak Halep’i yeni vilayet olarak topraklarımıza katmaktan bahsediyor. Gerçekleşmeyecek bir hayal ama gerçekleştiğini sayalım ve soralım. Halep bizim yeni vilayetimiz olunca ne değişecek? Ya da sadece Halep değil tüm Suriye’yi teslim aldık ve topraklarımıza kattık. Bizim refahımız mı artacak? Borçlarımız mı azalacak? İşsizlik mi azalacak? Sorun toprak büyüklüğü ise İstanbul kadar büyüklüğü olmayan Hollanda, Belçika bizden çok daha refah içinde yaşıyor. Halep bizim olursa Hatay’daki, Ankara’daki, Samsun’daki vatandaş nasıl yaşıyorsa yine aynı şekilde yaşayacak. Önemli olan toprak değil akıl ve bilimin ışığında ülkeyi kalkındırmaktır.
Suriye olayı çok olaya gebe; Vekaletler savaşı olarak devam eden görünüm bir bakmışsınız sahaya vekaleti verenler de girmiş ve alev tüm dünyayı sarmış. Zaten mülteciler ile konu zaten tüm dünyanın meselesi haline gelmiş durumda.
tamerkayikci@yahoo.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz