Dış politikada son birkaç gün sessiz dönemi yaşıyoruz. En azından bu yazının yazıldığı şu saatlere kadar! Geçen hafta Suriye sadece bizim değil tüm dünyanın en yakından takip ettiği konu halindeydi. Libya’yı ise çoktan unutup gittik.
Hiç kuşkusuz Tayip Erdoğan ve AKP Suriye’yi iç politikada nemalanmak için sorunu bilinçli olara büyütmeye çalıştı. Bu sayede sıkıştığı iç politikada dikkatleri başka yöne çekecek, konu ordu, asker olunca milleti bir arada tutabileceğini, kendi yandaşları arasındaki safları iyice sıkılaştıracağını ve eriyip gitmekte olan partisine desteği tekrar kazanacağını düşündü fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Çok kısa süre içinde cephede 60’a yakın askerimizi yitirince soluğu Kremlin’de Putin’in kapısında almak zorunda kaldı. Kibir, böbürlenme konusunda tüm rakiplerine fark atan Putin de fırsat bu fırsat deyip bizim Reis’i kapısında dakikalarca bekleterek egosunu bir güzel tatmin etti.
Bu muameleyi hoş karşılamayacak kadar büyük bir millet olduğumuzu en başta Putin biliyor olsa gerekir. Misafirine bu şekilde saygısızca davranan kişi ancak kendisini küçük düşürür bir de buna tepki vermenin ne olduğunu bilmeyen karşısındaki misafiri.
AKP iktidarı dikkatleri ne kadar çok dış politikaya kanalize etmeye çalışsa da sonuçta ülke içinde yaşadığımız gerçekler yakamızı hiç bırakmıyor. Ekonomide çarkların durması, işsizliğin tavan yapması, mutfak ihtiyaçlarının el yakması ve bunlara dayanamayan vatandaşlarımızın intihara yönelmesi, gerçekleri halka anlatmaya çalışan gazetecilerin gözdağı verircesine bir bir tutuklanması bir karabasan gibi halkımızın üstüne çökmekte.
Halkın yaşadığı zor koşulları bastırmak için halkı aydınlatma görevi gören gazetecileri tutuklatan Saray çevresi belli ki FETÖ benzeri uygulamalarla gündemi daha da gerecek. Her konuşmasında en büyük muhalefet partisi CHP liderine ağza gelinmeyecek hakaretlerde bulunan AKP genel başkanı Tayip Erdoğan CHP grup başkan vekili tarafından aynı şekilde cevap bulunca bunu hazmedemeyip Cumhurbaşkanı sıfatına sığınıp bana benim söylediğim şekilde hakaret edemezsin diyor. Yetmiyor mecliste linç girişiminde bulunuyorlar.
Hemen her cephede çuvallayan AKP iktidarı sayesinde tarihin en derin krizini yaşıyoruz. Bunu bizzat söyleyen de mecliste linç girişiminden sonra ortamı sakinleştirme konuşmalarından birisini yapan AKP grup başkan vekili Özlem Zengin. Tarihimizin m büyük kriz döneminden geçtiğimiz bu günlerde ortamı daha da germeyelim diyor.
Tarihin en derin krizini yaşıyoruz ama bunu yaşatan yönetime karşı muhalefet nedense bir an önce gidin de yönetimi biz teslim alalım cesaretini de gösteremiyor. Normal bir demokraside muhalefetin yapacağı birinci vazife budur. Madem yönetemiyorsunuz, her alanda büyük krizler yaşıyoruz bırakın gidin arkadaş deme cesaretini göstermesi gerekir başta CHP olmak üzere tüm muhalefet partilerinin. Ama öyle olmuyor. Kamuoyu yoklamalarına bakıyorlar; AKP günden güne eriyor şeklinde görüyorlar ve bekleyelim biraz daha erisinler, iyice güçsüzleşsinler de biz de bu sayede dikensiz gül bahçesinde rahatça iktidara gelelim.
CHP bu şekilde düşünüyor ama şunu da unutuyor. Evet AKP günden güne eriyip gidiyor, halkın desteği kayboluyor ama bununla beraber ülke de çöküyor. Ülkenin tüm kurumları normal işlevini yitirmiş durumda. Laiklik ayaklar altında. Yargıda çoktan tuz kokmuş. Yolsuzluklar almış başını gitmekte. Devletin kasası üç beş yandaş müteahhide, yandaş vakıf ve derneklere akıtılmakta. TC vatandaşı olmayanlar, yolsuzluğa bulaşanlar büyükelçi olarak atanmakta. Açıkçası devlet şu an yönetilememekte. Medyadaki yalanlarla, muhalif herkesi FETÖ benzeri uygulamalarla içeri atıp açıklanmayan sıkıyönetim benzeri baskılarla uzatmaları oynamaktan başka bir iş yapmamakta AKP.
CHP’nin bir an önce yönetime talip olması, Tayip Erdoğan’ı erken seçime zorlaması gerekmektedir. Aksi takdirde yönetecek bir devlet bulamayacak.
AKP’den kopan yeni partiler su yüzüne çıkmakta. Bir Pelikanlık bildiri kadar gücü bulunan eski başkanları ve başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ardından uzun yıllar ekonominin başında bulunmuş Ali Babacan’da yeni partisiyle ortaya çıktı. Ben açıkçası bu yeni partileri ve özellikle Babacan’ın partisini küresel sermayenin AKP yerine ikame edeceği parti olarak görüyorum. Tayip Erdoğan’dan umudunu kesen küresel sermaye kendilerine hizmet edecek ve geçmişte bu konuda sorun çıkarmayan ve herkesçe bilinen, bakanlık yaptığı dönemde de fazla tepki çekmeyen Ali Babacan’ı sahneye sürüyorlar. Şimdiden söyleyelim AKP nasıl başlayıp bugünlere bu hale geldiyse yeni kurulan AKP artığı partiler de AKP’nin uygulamalarını kaldığı yerden devam ettireceklerdir. Dolayısıyla AKP’nin alternatifi yine bu sağ partiler değil CHP olacaktır. Tabii CHP kendisini ne kadar iktidarda görmek istiyor bu da tartışılması gereken ayrı bir konu.
tamerkayikci@yahoo.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz