Covid-19 virüsünün etken olduğu Çin’de salgın şeklini (epidemi) alan hastalık, tüm Dünya’ya yayılarak (pandemi) şu anda insanlığın önemli sorunlarından biri olmuştur.
Hastalığın ne olduğu ve nasıl korunmak gerektiği konusunda bilgiler, her yönden büyük bir hızla insanlara sunulmaktadır.
Yine sıcağı sıcağına ve yaygın bir şekilde; Dünya’yı saran bu hastalığın insanların ne olduğunu açığa çıkardığına, davranışlarını nasıl değiştirdiğine ve geleceği ne şekilde etkileyeceğine dair birçok yazı kaleme alınmaktadır.
Hastalık hakkında ve hastalığın toplumu etkilemesi konusunda bilgiler arttıkça, gerek sosyal bilimler alanında gerekse tıp ölçeğinde bilimsel çalışmalar uç vermeye başlamıştır.
Zaman ilerledikçe artan bilgilerin bilimsel çalışmalarla değerlendirilmesi sonucunda insanlık bu tip pandemilere daha hazırlıklı olacak diye düşünmek mümkündür.
Covid-19 insanlarda ilk defa hastalık yapan bir virüs olduğundan toplumu sıfır bağışıklık düzeyinde yakaladı; tıpkı önceden geçirilen salgınlarla Çiçek hastalığına belirli bir toplumsal bağışıklığı olan beyazların, Kuzey ve Güney Amerika’da bu hastalıkla hiç karşılaşmamış oranın yerleşik halkına bulaştırdıklarında bu halkların sıfır bağışıklık durumunda olduğu gibi…
Sıfır bağışıklık virüsün nasıl davranacağı, toplumda nelere yol açacağında dair neredeyse sıfır bilgi demektir. Bilginin çok az olması bir yandan hastalıkla başa çıkmayı zorlaştırırken diğer yandan yarattığı belirsizlik kaygıyı arttırmakta ve paniğe davetiye çıkararak hastalıkla mücadeleyi daha da zora sokmaktadır.
Tam da burada bilginin ve onu metodolojik bir şekilde yeniden üreten, geliştiren bilimin önemi ortaya çıkmaktadır.
Bilim, hastalık etkenini tanıdıkça, hastalık hakkında bilgilerini arttırdıkça, eski bilgileri yeni duruma uyumlu hale getirip yaşama geçirdikçe, insanlar davranışlarını bilimin önerileri doğrultusunda düzenledikçe, hastalık kontrol altına alınabilmekte, tedavisi mümkün hale gelmekte ve bir süre sonra toplumsal sorun olmaktan çıkmaktadır.
Ne yazık ki bu yazıldığı kadar kolay olamamaktadır. Hurafeler, yanlış inanışlar, dogmalar, bilimi inkar eden düşünce ve davranışlar…
Ve de cehalet hastalığın yayılmasını kolaylaştırmaktadır.
Çünkü daha önce bir yazımda da belirttiğim gibi:
Cahil;
“Ataktır, yaptıklarının olası olumsuz sonuçlarını hesaba katmaktan uzaktır…
Korkusuzdur, tehlikelerin neler olabileceğinden bihaberdir…
Popülerdir çünkü çevreden gelecek olumsuz geribildirimleri alabilecek konumda değildir ve sürekli hareket halindedir…
Sonuç çoğu zaman hüsrandır. Tek başına ise zararı daha çok kendisine ve yakın çevresine dokunurken, yönetici, siyasetçi olduğunda fatura beraberinde kurumuna, kentine, ülkesine çıkar. ”
Ülkemizde, Covid-19 salgınına karşı seri ve etkili bir şekilde alınan önlemlerin etkisini azaltabilecek olan şey “Bize bişey olmaz.” düşüncesiyle de kendini gösteren ve bilimsel önerilere yeterince kulak asmayan cehalettir.
Neyse ki hastalığın somut etkileri görüldükçe toplum, bilimin sesine, cehaletin sesinden daha çok duymakta, insanların büyük çoğunluğu canını ve yongası malını bilimin kurtaracağını görmekte ve davranışlarını ona göre değiştirmektedir.
Velhasılıkelam bilginin feraseti, cahilin cesaretine galebe çaldığı ölçüde insan ve toplum bu hastalıktan korunacak ve arınacaktır: şimdiye kadar birçok kötülükten de olduğu gibi…
Dr. Nedim İnce
Altınoluk / 17. 03. 2020

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz