Son 2 ay içinde öyle olaylar yaşamaya başladık ki olayları izlemekten başımız dönmeye başladı.
Yeni yıla depremlerle girmişken hemen ardından Suriye’de savaşın ortasında bulduk kendimizi. 1 hafta içinde 60’a yakın askerimizi kaybettik, mülteciler krizi derken beterin beteri var misali tüm dünyayı etkisi altına alan virüsle tanıştık.
Corana virüsü ile beraber dünya yeni bir döneme girmiş gibi görünüyor. Bu salgın hastalık geride çok şey bırakıp insanlığı yeni bir başlangıcın kapısına getireceğe benziyor.
Corana virüsü gösterdi ki dünyayı ne kadar sınırlarla ayırsak da dünyanın bir noktasındaki gelişme artık tüm dünya insanını etkisi altına alacak durumdadır. Sınırlar ne kadar kapalı kalırsa kalsın insanlar kendilerini dünyadan izole edemiyorlar. Havamız, suyumuz, denizimiz, gökyüzümüz, doğamız insanlığın ortak değerleri. Bu ortak değerlerimize dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan soruna sırtımızı çeviremiyoruz çünkü en kısa zamanda o sorun kapımıza dayanıyor. İşte iklim değişikliği! Çernobil faciasını sadece Sovyet Rusya, Ukrayna halkı yaşamadı, buradan salınan gazlar neredeyse tüm dünyayı sardı ve hala devam eden ölümcül sonuçlarını yaşıyoruz.
Yaşadığı krizlerle düştü düşecek dediğimiz kapitalizmin bir virüslük ömrü varmış meğer. Ne yazık ki tüm dünyayı saran bu salgınla beraber kapitalizmin de tüm kokuşmuşluğuyla beraber gerçek yüzünü bir kez daha yaşayarak görüyoruz. Nasıl mı?
Corana virüsünün insandan insana geçtiğini ve bu virüse yakalanan kişinin toplum içine karışmasıyla beraber çok hızlı bir şekilde yayıldığını gördük. Böyle bir yayılmanın yaşanacağını dünyadaki tüm hükümet yetkilileri biliyordu ama fabrikaların çalışması, alışverişin durmaması için insanların sokaklara, işyerlerine, fabrikalarına, alış veriş merkezlerine gitmelerine ses çıkarmadılar. Yeter ki sermaye babaları zarar etmesin, kazanmaya devam etsin. Ülkeleri yönetenler sözde siyasiler ama onların dizginleri ne yazık ki sermaye gruplarının elinde. Bu sermaye kesimi istedikleri kararları bu zor günlerde bile istedikleri gibi hükümetlere aldırabiliyorlar. Dünyadaki çapsız liderler yüzünden de tüm insanlık büyük bir tehlike ile karşı karşıya. Trump bize bir şey olmaz diyor, İngiliz başbakanı ölen ölür kalan sağlar bizimdir diyor, İtalyanlar ise bu salgın hastalık bize uğramaz uğrasa da sağlık sistemimiz çok iyi bir şey olmaz diyorlardı. Gelinen noktada tüm dünya sokakları, caddeleri bomboş. İnsanlar ev hapsinde ve hastanelerde ölmeyi bekleyen binlerce kişi…
Ülkemizde de durum çok farklı değil. Virüs diğer ülkelerden daha geç kapımızı çalmış olsa da salgının yayılmasını önlemek için atılması gereken adımları atmıyoruz. Gereken adım atıldığında da iş işten geçmiş oluyor. Salgının ilk başladığı yer olan Çin’in Wuhan kentindeki vatandaşlarımızı almak için özel uçak gönderip onlar geldikten sonra karantinaya almışlardı. Olması gereken de buydu ve doğrusu bu sayede iyi de şov yaptılar. Gelgelelim bu şov bittikten sonra dünyanın değişik yerlerinde de salgının başladığı yerlerden vatandaşlarımız vatanlarına koşarcasına geldiler ve hiçbiri karantinaya alınmadı. Hele umre için gidip gelenlere alınan kararlar skandal derecesinde. Arabistan’da da bu salgının olduğu bilinmesine rağmen binlerce vatandaşımızın oraya gitmesine izin verilmesi, dönüşte de 15.000 insanın hiçbir karantinaya alınmadan evlerine ellerini kollarını sallayarak gitmesine izin verilmesi, içlerinden bir tanesinde virüs tespit edilmesinden sonra geriye kalan 5000 civarındaki insanın apar topar karantinaya sokulması tam bir ibretlik. Evlerine giden 15000 insan zaten eğer varsa virüsü çoktan çevresine yaymış demektir.
Virüsün ülkemize girmesi resmen açıklandıktan sonra insanların birbirlerinden uzak durması gerekirken Diyanet İşleri Başkanının insanları Cuma için camilere çağırması ayrı bir skandaldır. Ancak sosyal medyadan gelen aşırı tepkilerden sonra akıllarına insanların camilere gitmemesi için uyarma gereksinimi duyuldu ama camileri hala tamamen kapatamıyorlar. Bu halkın sağlığıyla oynanması demektir. Buradaki bir diğer sorun halkın sağlığını ilgilendiren böyle bir durumda bu kararın alınması diyanet işleri başkanına sorulmaz direk sağlık bakanlığı karar verir. Ne yazık ki ülkemizde dinin artık her işe bulaştırılmasının bir sonucu da böyle karşımıza çıkıyor.
AKP’nin 18 yıllık iktidarı boyunca cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kurulan sanayi kuruluşlarının bir bir satıldığını ve ya kapatıldığını, bunun da kriz dönemlerinde çok büyük riskler yarattığını söylemiştik. Kağıt fabrikalarını satıp yerlerine toplu konutlar dikince 2 yıl önceki krizde tuvalet kağıdı bile bulamaz olmuştuk. Bu salgın esnasında dezenfekte için en çok ihtiyaç duyulan kolonya oldu ama onun da hammaddesi olan alkolu üretecek şeker fabrikalarını araç mezat yok pahasına satmışlardı. Yeterli alkol bulunamadığı için kolonya fabrikaları üretimi durdurmak zorunda kaldılar. Yine AKP iktidarından önce yurdumuzda aşı geliştirme laboratuarları bulunmaktaydı ama bunlarda ekonomik bulunmadığı için hepsi de kapatılmıştı. Şimdi elin oğlu aşı geliştirsin de biz de ondan alalım diye kapılarında bekliyoruz. Ne diyorduk? Batırmadıkları bir şey kalmamıştı. Gün gelir geçmişte yapılan hatalar bir bir su yüzüne çıkar ve gerçekler yüzüne bir şamar oğlanı gibi çarpar. Senin çapsız yönetiminin ceremesini de bütün ulus sızlanarak çeker.
Bu zor günlerde batıdaki tüm liderler günün her saati halkın karşısına çıkıp bilgi veriyor ama bizimki 36 askerimizi yitirdiğimiz zaman yaptığı gibi günlerce ortalıkta yok. Normal zamanlarda günün her saatinde karşımıza bir şekilde çıkmasını biliyor ama bir cumhurbaşkanı olarak halka moral vermesi gereken zamanlarda kendi tatlı canını düşünmekten başka bir şey düşünmüyor.
tamerkayikci@yahoo.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz