Ülkemizin ve dünyanın tümünün ilgisi koranavirüse çevrilmişken ülkemizde bu zorlu
koşullardan, kaostan faydalanıp yangından mal kaçırırcasına garip işler olmaya devam ediyor.
Oysa medeni bir ülkede insanların ya da toplumların zor durumundan faydalanmayı bırakınız
daha çok bir birine rakip olsa dahi yardıma koşulur, yaralar sarılmaya çalışılır ve aradaki
dargınlıklar, çekişmeler kaos ortamı ortadan kalkıncaya dek rafa kaldırılır.
Koranavirüs sayesinde yine çok zor günler geçiriyoruz. İnsanlarımız zaten içinde bulundukları
birçok sıkıntılı konu nedeniyle zor günler geçirirken üstüne bir de salgın tehdidini yaşamaları,
Avrupa, Çin kadar olmasa da hafta sonları yaşadıkları sokağa çıkma yasağı nedeniyle
özgürlüklerinden de olması herkesin sinirlerinin alt üst olmasına neden oldu.
AKP iktidarı 15 Temmuz darbesi gibi zor günlerde bile onu fırsata çevirip işi rejim
değişikliğine kadar götürmüş bir parti olarak zaten mimlenmiş durumda. Bugün de buna benzer
fırsatçılığın peşinden koştuğunu görüyoruz. İleriki günlerde salgının sona erip geride bıraktığı
enkazla baş başa kalınca AKP’nin bu kez toplum üzerinde ne gibi baskılayıcı yöntemleri
uygulayacağını bekleyip göreceğiz. Bunun ilk ipuçlarını CHP’li belediyeler üzerinde kurdukları
baskılar, sindirme yöntemleri, belediyelerin iş yapmasını engelleyen yöntemlerde görüyoruz. Bu
şekilde devam ederse sudan bahaneler yaratıp tıpkı Ceyhan, Yalova belediye başkanlarının
görevden alınması benzeri uygulamaları bu kez Büyükşehir belediye başkanlarında da
yaşayacağımız sürpriz olmaz. Urla, Yalova ve Ceyhan belediye başkanları bir alıştırma
mahiyetinde gibi geliyor. CHP’nin buna vereceği tepkiler sınanmış ve ona göre gelecek
adımların nasıl ve ne zaman atılacağı da hesaplanıyor olabilir.
15 Temmuz darbesini “Allahın bize sunduğu bir lütuf” olarak gören Tayip Erdoğan’ın Koranalı
günleri de aynı şekilde görmeyeceğinin bir garantisi olabilir mi?
Bakın millet tüm dünyadan kendini soyutlamış karantina günlerini yaşarken fırsatçı AKP
iktidarı bu kısa zaman içinde neler yaptı!
Önce cezaevlerinin aşırı dolu olması nedeniyle ve salgın hastalığın bulaşması tehlikesi
karşısında yeteri kadar korunaklı olmadığı için mecliste yeterli sayıya sahip olmadıkları için af
yasası değil de ceza infaz yasası olarak adlandıkları yasa ile binlerce mahkumu serbest bıraktılar.
Bunların başında da MHP’nin Türkiye bir yana Çakıcı bir yana dedikleri mafya lideri var.
Çıktıktan bir gün sonra tekrar cinayet işleyen katiller var. Mafya liderleri, hırsızlar, katiller
serbest kalırken yazdıkları nedeniyle iktidar tarafından virüs gibi görülen gazeteciler intikam
uğruna içeride tutulmaya devam ediyor. Cezaevlerini boşaltacağız bahanesiyle çıktıkları yola
daha önce aldıkları ceza süresi nedeniyle hapis yatmayan binlerce kişiye Cumhurbaşkanına
hakaret ettin gerekçesi ile kodesin yolu göründü. Bu cezaların nasıl verildiğini biliyoruz. AKP
genel başkanı olarak herkese hakaretler yağdıran Tayip Erdoğan bu kez aynı şekilde eleştirilince
“hayır sen beni eleştiremezsin, ben cumhurbaşkanıyım” kurnazlığını gösteriyor. Diyoruz ya AKP
milletin en zor gününde bile kendime nasıl bir şey yontabilirim derdinin peşinde.
Geçtiğimiz sonbahar aylarında Gümüşhane’de bir dipsiz göl talanını yaşamıştık. O zaman
bunun sorumluları hakkında gerekli soruşturmalar başlatılmıştı ama sonu nereye vardı şu an
kimse bilmiyordur. O dipsiz göl talanından çok daha büyük bir doğa katliamını bugün herkesin
gözü önünde, tehlike ben geliyorum da değil düpedüz bilerek, isteyerek bütün dünyanın
gözbebeği olan Salda Gölü’ne millet bahçesi yapacağız bahanesi ile yapıldı. Gündeme
geldiğinde, gizli kapaklı yapılan ihalesi esnasında tüm duyarlı kişilerin, çevrelerin uyarıları ve
itirazlarına rağmen bana mısın denmiş, iş makineleri kamyonlara o paha biçilmez kumları
götürünce sanki AKP’li ilgili bakan bu ülkede yaşamıyor, ilk kez duyuyormuşçasına talana dur
diyor ve soruşturma açıldığını duyuruyordu. Peki! milyonlarca yılda oluşan o paha biçilmez
kumsalı kim geri getirecek? Aç gözlülüğün de bu kadarına pes doğrusu!
Koranavirüsün ülkemizde ilk görüldüğü zamanlarda sağduyulu hemen herkes Atatürk Hava
limanının kullanılmayan terminal binalarının sahra hastanesine çevrilmesini, yurtdışından gelen
herkesin de burada karantinaya alınmasını belirttiler. İlk başlarda bunu duymamazlıktan gelen
AKP ve Tayip Erdoğan burada bir sahra hastanesinin yapılacağını duyurunca herkes aklın yolu
bir dedi ve sevindi. Gel görelim ki düşündükleri hiç de sağduyulu insanların düşündükleri gibi
değilmiş. Çinlilerin 2 günde binlerce yatak kapasiteli kurdukları sahra hastanesini fırsatçı AKP

iktidarı mayıs ayı sonunu işaret ederek yeni bir binanın yapılacağını ve bu binanın da Atatürk
Hava Alanını tamamen devre dışı bırakacağını da gösterdiler. Böylelikle Atatürk Hava alanından
tamamen kurtulacaklar, yeni hastane için bir yandaşa milyarlarca para aktaracaklar ve aynı
zamanda bu bölgenin yeni rantlara yol açacağını gösterdiler. Bir taşla birçok kuş vurmak buna
denir ama ben buna fırsatçılıktan başka bir şey demiyorum. Ayrıca şu soruyu da sormamız
gerekmez mi? Herkes Mayıs ayı sonlarında normal günlere dönmeyi beklerken ve bu yönde
açıklamalar yapılırken yapılan bu hastanelerin mayıs ayı sonunda devreye girecek olması bu
salgın hastalığın hiç de Mayıs ayı sonunda bitmeyeceğini gösteriyor. Ya da bu hastaneler bu
salgın için yapılmıyor.
CHP’li belediyelerin halkla iç içe sorunların üstesinden gelmesi, iş bitiriciliği karşısında halka
zorunlu kıldığı bir maskeyi dahi dağıtamayan ama CHP’li belediyeleri de engellemek için
elinden gelen her şeyi yapan AKP iktidarı bunun cevabını ilk seçimlerde alacak gibi görünüyor.
tamerkayikci@yahoo.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz