Tarihi en güzel nasıl öğreniriz dediğimizde çoğunluk tabii ki tarih kitaplarından diyecektir. Bir derece de haklı olurlar. O tarih kitapları gerçekten objektif yazılmışsa, olaylar çarpıtılmamışsa bizlere çok faydaları vardır.
Bana sorarsanız derim ki; evet tarih kitapları önemlidir ama tarihi esas edebiyat kitaplarından öğreniriz.
Binlerce yıl önce Homeros’un kaleme aldığı Hilyada ve Odysseia kitapları harika bir edebiyat eseri olmanın yanında çağını günümüze taşımış ve o dönemin en iyi aynası olmuşlardır.
Yakın tarihimizde Reşat Nuri Güntekin, Halide Edip Adıvar, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sebahattin Ali gibi daha nice yazarlarımızın romanları, hikayeleri aslında dönemin toplumunu, olaylarını en güzel şekilde yansıtan aynı zamanda tarihi kitap olma özellikleri de vardır.
Romanlar ve öykülerin yanı sıra yazarların yaşam öykülerini aktardıkları eserler ise adeta tarih edebiyat karışımı kitaplar dersek yanılmış olmayız. Elimde buna benzer bir kitap var. O kitaptan aktaracağım ve altını çizdiğim bir bölüm var. Okuyalım bakalım sizler ne düşüneceksiniz?
…daha başka gazetecileri cezaevine tıkıyorlar, olayları yazıp halka duyurmasın diye gazetelere yayın yasağı koyuyorlar, gazetelerin yarı yeri beyaz çıkıyor ama Şavşatlı kadının çalınan öküzü bulunmuyor. Ankara, İstanbul gibi şehirlerde sıkıyönetim, sürekli yönetime döndü; yurdun yönetimi bir belirsizliğe doğru gidiyor, ne yana dönecek kimse bilmiyor; devlet hazinesini soyanlar çoğaldı; üç beş lira çalan yakalanıyor, ama üç milyon beş milyon çalanın ardına düşülmüyor, yakasına yapışılmıyor. Büyük hırsızların arkası büyük oluyor. Bütün bunlar yurdun uzak köşelerinde çiftçi malı hırsızlarının cesaretini artırıyor.
Bir an bunların tarihle ne ilgisi var, düpedüz bugün yaşadıklarımızı yazmışlar diyeceksiniz. Ben de okurken aynı düşünceye kapıldım. Aktardığım bu uzun paragrafı Fakir Baykurt’un öz yaşam öyküsünü aktardığı (Fakir Baykurt/ Öz yaşam/ Köşe Bucak Anadolu/ sf.312) ve 1957 senesinde dönemin Demokrat Parti idaresini yeren sözlerinden aldım.
Yukarıda aktardığım paragrafı bir tarihçi yazmış olsaydı belki de ona şüphe ile bakacaktık. Siyasi görüşüne göre belki de siyasi iktidarı yermek için bunları söyledi gözüyle bakacaktık ama bunu aktaran kişi cumhuriyet tarihimizin en tanınmış edebiyatçılarından birisi ve aynı zamanda bir öğretmen.
Paragraftan hareketle değineceğimiz bir başka nokta da bugün demokrasi kahramanı, ekonomik şahlanışın mimarı olarak kabul edilen Demokrat Parti’nin gerçek yüzünü göstermesi açısından önemli olması. Ve aradan yıllar geçmesine rağmen Demokrat Parti’nin devamı olarak kendilerini sunan bugünün AKP’lilerin dedelerinden hiç bir farkı olmadıkları, ondan aldıkları kötü mirası katlayarak devam ettirdikleri…
Modern Rus Edebiyatının mimarı olarak Puşkin gösterilir. Yıllar önce bugün adını anımsamadığım Puşkin’in bir kitabında Karadeniz’de önüne çıkan her gücü yok eden, büyük korkular salan Rus Donanmasının uzaklarda bir Osmanlı kadırgası ile karşılaşınca nasıl büyük bir korkuya kapıldığı ve ona sataşmamak için o bölgeden nasıl uzaklaştığını anlatır. Rusların içinden bir bakışla o günün dünyasını anlatması açısından tarifi mümkün olmayan bir bilgidir bu! Böyle bir bilgiyi tarih kitaplarında bulabilir misiniz?
Yaşadığımız bu karantina günlerinde günlerce evde hapis hayatı yaşarken, can sıkıntısından birçoğumuz mutfaklarda en ünlü aşçı kesilip kilolarımıza kilo eklerken, televizyon, telefon ekranlarına kendimizi emanet edip yine de can sıkıntısından kudurma noktasına gelmişken bu durumdan bizi kurtaracak en güzel aktivitelerin başında okumak geliyor. Nitelikli bir eser okuduğumuz zaman emin olun ondan hem edebi bir keyif alacaksınız hem de tarihin bilinmezliklerini keşfedeceksiniz.
Tarih kitapları beynimize giden ana damarlar olsa da vücudumuzun her noktasına işleyen edebi eserler de birer kılcal damardır.
tamerkayikci@yahoo.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz