İçinden geçtiğimiz karantina günleri nedeniyle sadece ülkemiz değil tüm insanlık doğal yaşantısını bir kenara bırakıp olağanüstü ve insan doğasına aykırı bir yaşam sürmeye devam ediyoruz. Bu olağanüstü dönemde hatırlanması gereken önemli günleri de ıskalamak zorunda kalıyoruz.
17 Nisan köy enstitülerinin kuruluş yıldönümü. Kısa süre içinde dahi önemli başarılar elde eden, köylünün uyanmasına ön ayak olan ama köylünün uyanmasından dolayı ürken toprak ağaları, din bezirganları tarafından kapatılması için her türlü siyasi baskının yapıldığı köy enstitülerinin Demokrat Parti tarafından kapatılmasından sonra süren tartışmaların arkası kesilmemiştir. Demokrat Parti’nin 27 Mayıs darbesi ile iktidardan alaşağı edilmesi ve ardından yapılan yeni anayasanın ışığı altında Köy enstitülerinin kapatılmasına taraf olanlarla karşı çıkan dönemin önde gelen politikacı, akademisyen, sanatçı ve edebiyatçılarının karşılıklı oturup konuyu enine boyuna tartışmalarında belirtilen görüşlerin bugün sağ ve sol görüş olarak belirttiğimiz kesimlerin olaya ve dünyaya bakış açılarını yansıtması yönünden çok önemli. Şimdi size bu tartışmalardan aldığım bazı bölümleri aktarıp takdiri size bırakıyorum.
Mümtaz Turhan; …geri kalmış bir Türkiye var. Bunu batı gibi ilerletmek gerekiyor. Yani garplılaşma. Garp nasıl garp oldu? Türkiye’nin % 80’i köylü. Okutulmamış. Okutursak garplılaşacak diyorsunuz. Ne kadar okutacaksınız? İlkokula kadar. Sonra? Meslek eğitimi batılılaşacak. Batı önce herkesi okuttu da öyle mi geldi oraya; yoksa batı olduktan sonra mı herkesi okuttu. Batı önce bütün köylüsünü okuttuktan sonra mı çıkardı büyük filozoflarını, bilginlerini; büyük sanatçılarını, ünlü buluşçularını; yoksa batı önce en iyi derecede kendi seçkinlerini mi hazırladı? Gerçekte ortada iki tez var…
Yanıt: “evet; sizin teziniz önce seçkinleri yetiştirmek; ulus çoğunluğu ne olursa olsun! Size göre yurtta mutlaka bir mutlu azınlık, bir de bitli çoğunluk olacak. Mutlu azınlık okuyacak, bitli çoğunluk sırasını bekleyecek. Mutlu azınlık en iyi derecede yetişecek, siz ona elit diyorsunuz; bitli çoğunluğu yetiştirmeyi bunlar düşünecek, inşallah”
Nurettin Topçu: “kitlenin eğitimine öncelik tezini hangi ülkelerin ve rejimlerin benimsediğine ve uyguladığına bakacak olursak, karşımıza Sovyetler Birliği, Çin, Küba gibi sosyalist ve komünist ülkeler çıkar. Halk okumak istemese bile sürü gibi okullara toplayıp okutacaksınız. Bunlar son derece totaliter devlet rejimleridir. Okul diye tasarlanan yapıları da halkın kendisine yaptırırlar!”
Fakir Baykurt; “ …Osmanlı Anadolu’yu hem savsaklayıp hem sömürüp bir lokma bir hırkaya muhtaç bırakmadı mı? Ne haldeydik Osmanlı çöktüğünde? Hem de ne değişti onca yıldır? 700 yıldır beklettik Anadolu’yu. Bu yıl bir anayasa daha yaptık. Orada yazıyor. Eğitim hakkı herkes içindir. İlköğretim parasız ve zorunludur. Ne zaman yetiştirilecek seçkinler? Bu anayasada varsıllar okusun, yoksullar beklesin diye bir madde yok. Eğitim öğretim, yalnız bir seçkin azınlığın değil bütün’ün hakkıdır. Devleti vermiyor, aydının da ayağı yere basmıyor, kavramıyor diye halk daha ne kadar bekleyecek?
Prof. Turhan: “köy enstitüleri tezi, o kadar temelden yoksundu ki, işte enstitülerden yetişenlerin çoğu şimdi şehirlere geldi. Önlerini açıversen hepsi gelecek.”
Cevap: “devletle enstitü çıkışlı öğretmenler arasında bir sözleşme vardı. 20 yıl süre konmuştu. Sözleşmede devletin yükümlülükleri vardı. Devlet bozdu sözleşmeyi. Enstitüleri de kapattı. Bunların yerine üç kat fazlasıyla imam hatip okulu açtı. Köy çocukları topluca imam hatip okullarına gidiyor…”
Behçet Kemal Çağlar: “ yüce Atatürk; köylü milletin gerçek efendisidir demişti. Okumadan, okutulmadan efendilik olmaz. Demek ki okutacağız. Burada sanıyorum nasıl okutacağız tartışılması yapılıyor. Yobazlığa sürüklemeyin de nasıl okutursanız okutun ama okutun! Bunun yolunu bize yüce Atatürk göstermiştir, sanırım unutmadık. Ne demişti: yaşamda en doğru yol gösterici bilimdir! Türk ulusu köyü ve şehriyle bir bütündür. Onları birbirinden ayırmadan müspet bilimlerin ışığına kavuşturmak gerekiyor. Bunun da ilk adımı kuşkusuz ilköğretimdir. Enstitüler büyük bir ilköğretim atılımıydı. Fazlası da var elbet. Köy öğretmeni köyde kalacak. Geçimini köylü ile birlikte tarlasından, bahçesinden çıkararak köylüye örnek olacak. Köylüye biraz da sanat öğretilmek isteniyor. Bu bir görüştür ve uygulanmak istenmiştir, ne gocunuyorsunuz? Bunun komünistlikle, Çin’le, Küba’yla hiçbir ilgisi yoktur. Sen yaparsın, ulus beğenirse tutar. Ulus tutmazsa zorla dayatamazsın! Dayatsan kaç yıl dayatırsın; sonra yıkılır!”
Sabahattin Eyuboğlu: “…burada herhalde ağız alışkanlığı ile millet millet diyoruz; doğrudur millettir. Türk milletidir, ama hala kimi büyük adamların gördüğü ve seslendirdiği bir millet olma sorunumuz da vardır ne yazık. Öyle okutacaksın ki iş yapacak. Yalnız hazır yiyici, sadece tüketici olmayacak, üretecek. Birlikte üretecek. Çevresini geliştirecek. Enstitülerde son derece kıt olanaklarla bunlar yapılmıştır. Yurttaşlık bilinci vereceksin, doğayı akıllıca sömürecek, akılsızca, bilinçsizce kendini sömürtmeyecek…” “evet milletini de sömürtmeyecek.”
Tartışmalardan siz kendi yorumunuzu çıkarın. Benim söyleyeceğim ise köy enstitüleri gitti, onun yerine imam hatipler yurdun her yerinde pıtrak gibi bitti. Eğitim bilimden uzaklaştırıldı. O seçkin azınlık kendileri ve çocukları en iyi devlet ve özel okullarda ve yurtdışında okurken az önce tartışmacıların dedikleri o bitli çoğunluk da imam hatiplere mahkum edildi. Birey olmaktan uzaklaşıp kul olma yoluna giren bu nesiller de hem kendilerini hem de bu milleti sömürtmeye izin verdiler.
tamerkayikci@yahoo.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz