(Tamer KAYIKÇI’NIN KALEMİNDEN)

Size 3 ayrı olay anlatıp ortak bir paydaya gitmeye çalışacağım.

Birinci olay Adana Yüreğir’de 14 Mayıs’ta gerçekleşti. Yüreğir CHP gençlik kolları başkanı Eren Yıldırım iftardan sonra ailesiyle beraber dışarıda gezerken kaymakamlığın önünde bir kamyondan meyve sebzelerin indirildiğini görünce kendisinin de vefa grubu üyesi olduğunu, bunların ne olacağını sorduğunda da sorduğu kişi tarafından itildiğini, sonra da aynı kişinin kaymakam olduğunu öğrendiğini ve ardından da kaymakamım korumasının silahını çekerek17 yaşındaki kardeşine dayadığını ve sonra silahı havaya kaldırdığını söylüyor. Olayın büyümesi üzerine Eren Yıldırım 155’i arayarak polisi kendisinin çağırdığını bildiriyor.

Eren yıldırım orada ailesiyle beraber gözaltına alındıktan sonra adli kontrol şartıyla önce serbest bırakılıyor fakat araya aktrollerin ve Tayip Erdoğan’ın girmesi, Erdoğan’ın olaya PKK teröristleri benzetmesi yapmasından sonra savcılar tekrar harekete geçiyor ve serbest bırakılmasından 2 gün sonra bu kez Eren Yıldırım çıkarıldığı mahkemede tutuklanıyor.

İkinci olay İzmir’de yaşanıyor. Birileri camilerin ortak ses düzenine girerek minarelerden ünlü “çav bela” ve Selda Bağcan’ın “yuh yuh” şarkılarını çalıyorlar ve bu sosyal medyaya düşüyor. Birçok kişi de bunu kendi hesabından paylaşıyor. Paylaşanlardan biri de eski bir CHP’li kadın yönetici Banu Özdemir. Özdemir kişisel hesabından olaya dikkat çekmek için uyarılarda bulunuyor ve olayı hiçbir şekilde övücü bir kelime dahi söylemiyor. Gelgelelim olaya yine ak troller ve tayip Erdoğan dahil oluyor ve Banu Özdemir çıkarıldığı mahkemede tutuklanıyor.
Üçüncü olayı tüm ülke çapında yaşıyoruz. 18 yıldır iktidarda olan AKP göreve geldiği ilk zamandan bu yana sürekli olarak medyanın üzerine gitti. Bağımsız medya kuruluşlarını sürekli olarak baskıladı. Bunu gerek yargıdaki tetikçiler kanalıyla, gerek maliyeyi bu bağımsız davranan medya kuruluşlarının üzerine salarak gerekse de onlara bir şekilde el koyarak kendi yandaş medyası haline getirmekle yaptı. Bütün bunlara rağmen kendi yandaş medya yayınları ne okunuyor ne de izleniyor. En güzel örnek Hürriyet gazetesi! Demirören grubuna geçmeden önce ülkenin amiral gemisi olarak kabul edilen Hürriyet şimdilerde tirajı neredeyse 30 bin civarına düşmüş durumda. Bu tirajın önemli bir bölümü zaten belli yerlere abone olarak gönderiliyor. Bütün baskılara rağmen hala ayakta kalan ve satıldığı sayıdan çok daha fazla okuyucu kitlesi olan muhalif gazete ve televizyonlarla başa çıkamayan AKP bu kez devreye RTÜK’ü sokup resmen sansür kurulu olarak çalıştırıyor. Muhalif kanallarda haber yapan, tartışma programlarında fikrini söyleyen herkese hem program durdurma hem de en yüksek orandan para cezasını kesiyor. Ekranlarda katliam çağrısı yapıp öldüreceklerin listelerini yaptıklarını itiraf eden yandaş yaratıklara da ceza vermemek için bin dereden su getiriyorlar. Düşünün bir kez; CHP İstanbul il başkanının ekranda “iktidarı indireceğiz” demesini bile darbe olarak algılatıp hemen cezayı yapıştırabiliyorlar. Bir muhalif partinin ilk görevi iktidardaki partiyi alaşağı edip iktidarı almasıdır. Bundan doğal bir şey olamaz. Bu muhalif yayınlarda Tayip Erdoğan’ı eleştirdiği için yayın durdurma cezası bile verildi. Sebep de bu kriz günlerinde dayanışma gerekiyormuş. Güler misin ağlar mısın?

Anlattığım bu üç olayı da aşağı yukarı hepiniz biliyorsunuzdur. Şimdi gelelim bu üç olaydan hareketle ortak paydaya. Sıraladığım bu olaylarda kişilerin tutuklanmasını ya da kanalların yayınlarının durdurulup para cezası verilmesini gerektirecek bir tane dahi somut bir delil yok. Bırakın suç unsuru bulmayı her sorumlu vatandaşın yapması gereken duyarlılığı gösterip uyarılarda bulunup eleştiri haklarını da kullanıyorlar. Gelgelelim bir merkezden düğmeye basılmışçasına bir olay meydana geldiğinde AKP’li yetkililer herhangi bir CHP’li ve ya muhalif bir ses konuşunca hemen onun üstüne atlıyorlar ve elindeki yargı, trol ordusu, medya gücü ve devletin tüm imkanlarını seferber ederek o muhalif görüşü hemen terörize etme, düşmanlaştırma girişimiyle bir linç kampanyasına dönüştürüyor. Olayın ya da söylenenin suç ya da suç olmaması önemli değil. Nasıl olsa biz o söylemi istediğimiz gibi yorumlayıp halka istediğimiz gibi algılatırız diyorlar. Adeta kıldan yağ çıkarma derdindeler. Bu şekilde bir çatışma ortamı yaratıp bu çatışma ortamından da nemalanma beklentisine giriyor. AKP veya Cumhurbaşkanına yapılan bir eleştiriyi kendisini devletle bir gördüğü için devlete yapılmış gibi göstermeye çalışıyor. Yapılan anketlerde önüne çıkan olumsuz tabloyu gidermek için panik havasına girip daha baskıcı bir ortam yaratıyor ama bu baskıcı ortam daha da oy yitirmesine neden oluyor. Anlayacağınız AKP şu an tam bir kısır döngü, girdap içerisine girmiş görünüyor ve görünün o ki bunun tedavisi kendi içlerinde görünmüyor. Girdikleri bu girdap kendilerini içine çekecek ve çıkamayacaklar. tamerkayikci@yahoo.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz