Her pazartesi akşamı yazı için masama oturunca her zaman olduğu gibi konuya nasıl başlayayım diye uzun uzun düşünürüm. İlk satırı yazmak neredeyse yazının yarısını yazmakla eş değer. Ondan öncesi de hangi konuyu gündeme getirmek, yazmak gerekir diye yine uzun bir düşünce zamanı da harcadığımı itiraf edeyim. Yazılacak konu bulamamak değil sorun, haftada bir kez yazdığım için neredeyse saat başı değişen gündemin içinden konuyu seçmek beni en çok meşgul eden konu. Konuyu belirleyip ilk satırı geçince zaten gerisi yokuş aşağı freni boşa almış bir araba gibi akıp gidiyor.

10 yıl öncesinde başladığım bu yolculukta konu bulmakta hiç zorlanmadım. Gelişmiş batı dünyasında yazacak konu bulmakta sıkıntı yaşayan benim konumumdaki birisinin aksine özellikle günlük siyaset, ekonomi, terör, dış politika ve yaşama dair alanlarda elimden geldiğince bir şeyler karalamaya çalıştım. Geriye baktığımda özellikle güncel gelişmeler hakkındaki düşüncelerimde bir hataya düşmediğimi, yazdıklarımın zaman içinde sonucu acı da olsa gerçekleştiğini üzülerek gördüm. Keşke ben yanılsaydım da öngörülerim çıkmasaydı ve ülkemin insanının mutluluğu artarak çoğalsaydı. Örneğin FETÖ’nün koalisyon ortağı ve el üstünde tutulduğu dönemlerde kendisinin bir CİA projesi olduğunu, tıpkı Humeyni gibi önce batıda korunup kollandığı ve sırası geldiğinde de sahnenin önüne sürüleceğini söylemiştik ve ne yazık ki yanılmadık.

Bir gazetede, dergide yıllarca yazmak beraberinde bazı tehlikeleri de getiriyor. Bunların başında da yazanın kendisini sürekli tekrar etmesi geliyor. Söyleyecek sözü kalmayıp sürekli aynı şeyleri tekrar etmek en başta okuyucuya bir saygısızlık. Bu duruma düşen bir kişi ya yazmayı bırakmalı ya da bir süre ara vermelidir. Bazı konuları defalarca yazdığımın farkındayım ama bu konuların ilave gelişen konuları da içine alarak yenilendiğini ve önceki yazdıklarımla da bir çelişkiye düşmediğimi biliyorum ve buna özen gösteriyorum.

Çağımız iletişim çağı. Her şeyde olduğu gibi bilgi de çok hızlı yayılıyor. Yeni yetişen nesiller iletişimin bu jet hızına istinaden yazışmalarında, konuşmalarında bile tasarrufa giderek kelimeleri yarım yamalak yazmaya, bir gazete ya da kitap sayfasının tamamını dolduracak bir yazı konusunu hemen bir iki cümlede hatta tek satırda geçmeye çalışıyor. Y ve Z kuşağı dediğimiz bu nesiller benim gibi X kuşağından gelen ve düşüncelerini uzun satırlar halinde dile getiren birisinin yazılarını okumaktan kaçınıyorlar. Olsun! Yine de benim gibi X kuşağından gelen ve sayısı azımsanmayacak kadar çok kişinin sabır gösterip yazılarımın tamamını okuduğunu biliyorum ve bu beni mutlu ediyor.

Uzun yıllar bu köşede yazdığım güncel gelişmelere dair konuların yazdıktan kısa bir zaman sonra yerini başka güncel konulara bırakacağını ve çabuk unutulup gideceğini tahmin ettiğimden dolayı yine bu köşede yaşama dair yazdıklarımı “Matruşka Bebekleri” adı altında bir kitaba toplayıp yayınladım. Ülke çapında tanınan iyi bir yazarın kitabı bile 5000 adet basılıp satışı bu rakamın altında kaldığı ülkemde yine de hatırı sayılır bir rakama ulaştık.

Kimi tanıdık isimler kitabın daha fazla satması, okunması için sosyal medyayı kullanmam gerektiğini söylüyorlar. Ben ise bir kitabın reklama ihtiyacı olmadığını ve kitabı okuyanlar tarafından fısıltı gazetesi gibi adının yayılacağına inananlardanım ama bir taraftan da çağın gereklerine uyup yazdıklarımın daha fazla kişiye ulaşması için tavsiyeleri kulak arkası etmesem mi acaba diye de sorguluyorum. Madem dönem iletişim çağı biz neden çağın getirdiklerine direnelim? Bu konuda tavsiyeleri olanlara da kapılarım ardına kadar açık
olduğunu belirteyim.

Pandeminin yaygın olduğu, kalabalıklardan uzak durup yalnızlığımızla baş başa kaldığımız bu günlerde bize en yakın dost olan kitapların tadını çıkaracağımız bir dönemdeyiz. Keyifli okumalı günler dilerim.
tamerkayikci@yahoo.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz