Evrim yasalarına uygun seyrine devam ederken bir yerinde diğer canlılardan farklılaşmaya
başlayan insan, kendi gelişiminin yolunu tuttu. Arka ayakları üzerine kalktı önce; etrafını daha
rahat görür oldu, hareket yeteneği arttı. Boşta kalan iki ön ayağı vardı şimdi. Yiyecek
bulabilmek, dış tehlikelere karşı korunabilmek için önce refleks olarak kullandı onları, sonra da
işe yaradığını gördüğü davranışları öğrenerek tekrarlamayı sürdürdü.

Ön ayakları çokbinlerce yıl içinde kullanıma daha elverişli bir şekle dönüştü, ayaklıktan çıkıp el
oldu. Bu bir yandan doğa karşısında çok güçsüz olan insanın uyum yeteneğini arttırarak neslini
sürdürebilmesine olanak tanıdı, diğer yandan ellerden gelen uyarım beyni gelişmeye zorladı;
beyin de ellerin yiyeceği parçalaması sonucu görevi azalıp küçülen çenenin açtığı yere doğru
büyüdü; alet yapma ve kullanma becerisinin gelişmesinin biyolojik alt yapısını oluşturdu. Bir
süre sonra ellerin mi beyni geliştirdiği, beynin mi ellerin beceri kapasitesini arttırdığı sorularının
yanıtları bir birine karıştı.

Gittikçe gelişen beyinsel kapasite bilişsel özelliklerini yukarıya taşıdı. Doğa karşısındaki
çaresizliğinin yarattığı birlikte yaşama zorunluluğu; bu gelişme ile birlikte daha planlanabilen,
ileri götürülebilen bir hale geldi. Artık insanlar sürü olmaktan çıkıp örgütlü bir bütünlüğü vücuda
getirebildiler.

İletişimin, birlikte yaşamanın doğal bir sonucu ve onu sürdürebilmenin olmazsa olmazlarından
demek yanlış olmaz sanırım.. İnsanlar önce işaretlerle anlaşırken, bir süre sonra belki de birlikte,
ses de buna dahil oldu. Benzer durumlarda çıkarılan benzer sesler o topluluk için aynı anlamı
taşımaya ve yeni doğan bebeklere de öğretilmeye başlandı.
Evrim yoluna devam ediyor ve git gide daha karmaşık hale gelen yaşamda sesler daha da
farklılaşıp, derli toplu hal alıyor ve yavaş yavaş konuşma olarak adlandırılabilecek aşamaya
ulaşıyor.
Bilişsel kapasite bunu etkilerken bundan da çok yararlanıyor; gelişim hızı artıyor; üretim
kapasitesi büyüyor.

Artık bilgiyi üretme daha kolay hale gelirken konuşma vasıtasıyla bunun verimli paylaşımı
devreye giriyor. Bütün bu süreçle eş zamanlı olarak insan, sessiz konuşma diyebileceğimiz
düşünmeyi de hayata geçiriyor.
Düşünme, bilgi üretme, bunu paylaşma, plan yapabilme özellikleri ile insan toplulukları
dünyanın dört bir yanında yaşayabilme becerisini gösterirken, daha karmaşık örgütlenmelere de
adım atarak sosyalleşmede de aşama kaydediyor.
Yaşam karmaşıklaştıkça sosyalleşme de griftleşiyor ve iletişim her zamankinden daha önemli
olmaya başlıyor. Kendini ifade etmenin karşıyı anlamanın en dolaysız aracı olan düşünmenin ve
konuşmanın taşıyıcısı dil insan hayatının başköşesine gelip oturuyor.

Evrimsel süreçte insanın geldiği noktada ihtiyaçları farklılaşıyor. Hayatta kalabilme, karnını
doyurabilme, barınabilme, soyunu sürdürebilme temel gereksinimlerini karşılamış insanın,
gelişen bilişsel, sosyal, kültürel konumunda ihtiyaçları da artıyor, çeşitleniyor.
Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisini bir piramit şeklinde kavramsallaştırmış:
Maslow, kuramını bir piramit şeklinde dile getirmektedir. Piramidin tabanında yukarında sözünü
ettiğim temel gereksinimler var. Onun üstünde “güvenlik gereksinimi” (vücut, iş, kaynak, etik,
aile, sağlık, mülkiyet güvenliği), bir üstte “ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi” (arkadaşlık,
aile, cinsel yakınlık), sonra “saygınlık gereksinimi” (kendine saygı, güven, başarı, diğerlerinin
saygısı, başkalarına saygı) ve en üstte de “kendini gerçekleştirme gereksinimi” (erdem,
yaratıcılık, doğallık, problem çözme, önyargısız olma, gerçeklerin kabulü) yer almaktadır. Bir alt
basamaktaki gereksinimler doyurulmadan bir üste çıkılamayacağını savlayan Maslow yine de bu
düşüncesinde çok katı değildir. Aralarında buna uymayan geçişlerin de olabileceğini kabul
etmektedir.
İşte bu nedenle sosyal bir varlık olarak hayatını sürdürebilmenin yanı sıra çeşitlenen
gereksinimlerin karşılanabilmesi için iletişim her zamankinden daha önemli bir yer tutmaya
başladı insan yaşamında.
Bu karmaşık süreçleri idare edebilecek iletişim aracı kuşkusuz ki yine yaşamdaki pratikten vücut
bulan dildir. Düşünceyi ve sesi taşıyan dil bir süre sonra kendini de taşıyacak araçlar
bulunmasına ebelik etti; yazı ve giderek çeşitlenen vasıtaları, envai ses ve görüntü aktarım yolları
gibi…
Tüm bunların hepsi dil üzerine inşa edilmektedir. Yani dil iletişimin ana kanalı olma özelliğini
sürdürmektedir: karşıya ileterek ve karşıdan iletilenleri anlamayı sağlayarak…
Geçmişinize küçük bir gezitni yaparsanız, kendinizi huzurlu hisettiğiniz anların çoğunda
kendinizi ifade etmede yeterlilik hissini duyacaksınız, bir de buna eşlik eden anlaşıldığınız
duygusunu yaşıyor olmanızdır.
Yakın arkadaşlarınızın çoğunun sizi dinleyen ve anlamaya çalışan kişiler olduğunu da
görürüsünüz dikkatli baktığınızda.
Yine kendinizi ifade edemediğiniz zamanlarda; bu gerek ana dilinden başka, hakim olmadığınız
bir dil kullanığınızda, gerekse ve çoğunlukla karşı taraf sizi önemsemediği ve dinlemediği, ifade
etmenize izin verilmediğinde; gergin, sıkıntılı, mutsuz hatta öfekli oluruz.
Toplum yaşamını birçok şey etkilerken, insanların bir biriyle ilişkisinin kalitesini belirleyen en
önemli şeylerden biri kendini ifade edebilme olanaklarıdır. Bu imkanı yaratacak olanlar da
bizleriz; dinleme becerisini geliştirerek, empati yapmaya, karşıyı anlamaya çalışarak…
Çevremizle doyumlu bir ilişki sürdürmenin yollarından biri karşının kendisini ifade etmesine izin
vererek onu anlamaya çalışmak ve kendini ifade etmenin zeminin oluşturmak kadar basit…
Uygulamak?
Galiba o kadar basit değil…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz