DEVLET KURUMLARINA DA BULAŞAN YÜZSÜZLÜK

0
42

Son bir haftadır en çok tartışılan konuların başında AKP’li bazı belediyelerin aracılık ettiği insanların yurt dışına kaçırılması geliyor.

Bu belediyelerde kendi personeliyle hiç ilgisi olmayan birçok kişiye hizmet pasaportu alması sağlanırken bu işte adı geçen bazı belediye başkanları da bizzat kendileri açıklamada bulunarak bu organizasyonu yapanlardan maddi menfaat sağladıklarını söylediler. Bir tanesi de hiç utanmadan yurt dışına kaçan bu kişileri çöp olarak gördüğünü ve bunları başka ülkeye kaçırmakla ülkenin bir yükten kurtulduğunu söyledi.

Kokuşmuşluğun bu kadarına da insan pes der. Adam resmen insan kaçakçığına aracılık ediyor ve bunu da ülkeye katkıda bulundum gibi ancak kendisinin inanacağı bir gerekçeye sığınıyor. Bu adam hala belediye başkanlığı yapmaya da devam ediyor.

Olay bir iki AKP’li belediye ile sınırlı da değil. Ülkenin birçok yerindeki AKP’li belediyeler buna aracılık etmiş durumda. Tabii beklendiği gibi bu rezil durumdan sıyrılmak için İçişleri Bakanlığı aynı durumun bazı CHP’li ve İyi Parti’li belediyelerde de olduğunu duyuruyor ama ithamda bulunduğu muhalif belediyeler bunu hemen yalanladılar. Amaç AKP’ye yapıştırılan bu çamuru sulandırarak kurtulmak!

Olayın patlak verdiği günlerin paralelinde Tayip Erdoğan bir konuşmasında “eskiden insanlarımız eğitim, iş, aş için Avrupa’ya Amerika’ya giderdi. Allah’a hamdolsun bugün bu tablo tersine döndü” dedi. Kendi partisinin yönettiği belediyelerin kaçmasına aracılık ettiği ve şu an Almanya’da bulunan bir kaçak ise “ülkemde iş, aş yok, açtım, neden geri dönecekmişim,” diyor. Resmi kaynaklar ülkedeki işsizlik oranın atıl olanlarla birlikte neredeyse yüzde otuzlara çıktığını, ülkedeki gençlerin bu ülkeden umutlarını yitirdiğini ve geleceklerini başka ülkelerde aradıklarını bütün kamuoyu araştırma şirketlerinin söylediğini bilmeyenimiz yok.
Gri pasaport verme yetkisi İçişleri Bakanlığına bağlı nüfus işleri müdürlüğünde. Bütün ülkede organize olarak kurulan bu kaçakçılık ağından birinci derecede sorumlu bakanlığın en yetkilisi olarak normalde bakanın istifa etmesi gerekir ama tabii bizim gibi bir ülkede böyle bir sorumluluk taşımak biraz da yürek ister.
Aynı İçişleri Bakanı hafta sonları uygulanan sokağa çıkma yasağında yabancı olup da oturma iznine sahip olanların pasaportlarını göstererek bu yasağı deldiklerini ve bunlara tehdit savurarak “hepinizi yakarım, izinlerinizi iptal ederim ve gönderirim” şeklinde bir açıklamada bulundu. Oysa demokratik bir ülkede kanunlar çerçevesinde bu şekilde tespit edilenlerin hemen gerekli kurumlarca işlem yapılıp gereğinin yapılması, bir kişinin yakarım, ederim gibi kişisel tehditlere gerek duyulmaması gerekiyor.
İnsan kaçakçılığına sadece belediyeler de karışmamış görünüyor. 20 kişi kadar insan Diyanet aracılığıyla benzer yolla yurtdışına gitmiş ve geri dönmemiş. Konudan haberdar olan savcılar ise diyanete dokunursam ben yanarım deyip görmemezlikten gelmişler. Devletin içine düştü aczi görüyor musunuz?
CHP’nin tek parti döneminde Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel devlet bursunu hakkıyla kazanıp yurt dışına burslu gitmeyi bekleyen oğlu Can Yücel’i bundan alıkoyar. Hak kazansan da babasının nüfusuyla bunu sağladılar demesinler diye kendi oğlunun yurt dışında okumasını engeller.
Bugün de Ticaret Bakanı’nın eşiyle kurduğu şirket aracılığıyla kendi bakanlığına mal sattığını, aradan günler geçmesine rağmen şu ana kadar bakanın bu konuda suskun kalarak olayı doğruladığı görülüyor. Böyle bir olay sonucunda bakanın derhal o görevden ayrılması gerekiyor ama bu ülkede bunu beklemek biraz fanteziye giriyor.
Yıllar önce İsveçli bir kadın bakan üzerinde parası olmadığı için marketten aldığı bir çikolatayı devletin kendisine tahsis ettiği ve kamu harcamalarında kullanılması gereken kartı kullandığı için görevini bırakmak zorunda kalmıştı. Bizim ticaret bakanın yaptığının yanında neredeyse devede kulak kalan bu olay sonucunda İsveçli bakanın yaptığıyla bizimkisinin de aynısını yapmasını beklemek! Bu ülkede şimdilik hayal gibi görünüyor.
Kısaca açıkladığım bu iki olaydan hareketle asıl düşünülmesi gereken konunun çok daha vahim olduğunu düşünüyorum. Gerek yurt dışına kaçırılan kişilerden alınan paralar ve buna devlet kurumlarının aracılık etmesi, gerekse yönettiği bakanlığa kendi şirketinden mal satması ve hiçbir şey yokmuş gibi hareket edilmesi ahlaksızlığın, yüzsüzlüğün artık devlet kurumlarına da sıçradığını ve bunun devletin temeline dinamit koymaktan farksız olduğunu görmemiz gerekiyor.
Kayıp 128 milyar doların hesabını veremeyenlerin ülkesinde bu sıraladıklarımızı normal mi karşılamamız gerekiyor?
tamerkayikci@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here