KAYBOLAN YILLARIMIZ

0
42

ABD George w Bush dönemimde Büyük Ortadoğu Projesini(BOP) açıklamış ve bu proje kapsamında Ortadoğu’da sınırların değişeceğini, bazı yöneticilerin iktidardan gideceğini belirtmişti. Kendine de bu coğrafyadan taşeron olarak ülkemizi seçmiş, Tayip Erdoğan’ı da süslü laflarla kendine eşbaşkan olarak atamıştı.
ABD’de yönetimler değişti ama plan değişmedi. BOP kapsamında dedikleri gibi birçok ülkede yönetimler el değiştirdi. Sınırımızdaki Irak ve Suriye ise parçalanma eşiğine geldi. Libya bölünmek üzere!
Planı devreye sokabilmek için güzel bir tabir de buldular. Arap Baharı! İlk ateşi de Tunus’ta yaktılar. Onu sırasıyla Libya, Mısır, Yemen, Suriye gibi ülkeler izledi.
Arap Baharı dedikleri halk ayaklanmalarından sonra demokrasi olmasa da istikrar içinde bulunan ülkelere kaos gelmiş, iç savaşlar çıkmış, devrilen iktidarların yerine de ABD’nin kuklası yönetimler geçmişti. Bölgedeki en önemli destekçilerimizden olan Kaddafi’yi, devirmek için Önce “NATO’nun orada ne işi var” diyen AKP yönetimi 2 gün sonra ağız değiştirmiş ve en önde Libya’ya saldıranlardan biri olmuştu. Kaddafi gittikten sonra Libya iç savaşla boğuşur olmuş, ülke fiilen ikiye bölünmüş oldu.
Bölgenin lider devleti Mısır’da uzun yıllar iktidarda olan Hüsnü Mübarek meydanlarda toplanan yığınlara fazla dayanamayıp iktidarı Mursi’ye devretmişti. Gerici İhvan görüşünden gelen Mursi halkın sadece Yüzde 25’inin katıldığı seçimlerde yüzde 51 oy alarak başkan seçilmiş, seçildikten sonra bu seçimler son seçimlerdir, artık 500 yıl iktidardayız deme cesareti göstermiştir. Kısacası demokrasinin olanaklarını kullanarak geldiği iktidarda demokrasiyi askıya almış oldu. Kısa zaman içinde şeriatçı, gerici uygulamaları uygulamaya soktu. Bu gelişmelerin ardından da Mübarek’i devirmek için meydanlarda toplanan halkın yerine bu kez gerici Mursi’yi devirmek için halk meydanlarda toplanıp gösteriler yapmaya başladı. Duruma fazla sessiz kalmayan ordu da darbe yaparak Mursi’yi görevden aldı, darbeyi yapan Genelkurmay Başkanı Sisi de devlet başkanı oldu.
Demokrasi varmış görüntüsü altında yarım yamalak seçimlerle uzun yıllar görevde kalan Hüsnü Mübarek’in meydan gösterilerinden sonra görevden uzaklaştırılmasına ses çıkarmayan ve onun yerine göreve gelen Mursi’yi alkışlayan AKP yönetimi, demokrasiyi askıya alıp şeriata doğru doludizgin giden Mursi’nin ordu tarafından devrilmesi sonrasında Mısır ile köprüleri attı. Ne de olsa hem AKP hem de Mursi ihvan geleneğinden besleniyor ve kendilerini kardeş olarak görüyorlardı. AKP ülkemizin çıkarlarını değil de kendi dünya görüşlerini ön plana çıkarıp bu ülkenin menfaatlerini bir bir çiğnemeye başladı. Darbecilerle görüşmeyiz dediler ama ülkesinde darbe yapmış ve yüz binlerce insanın ölümüne neden olmuş Sudan’daki şeriatçı Ömer Beşir’i Ankara’da kırmızı halılarla karşılamışlardı. Üstelik o Ömer El Beşir’i dünyanın tamamına yakını katil olarak görüyor ve yakalanması için kırmızı bültenler yayınlıyorlardı. Demek ki sorun darbeyle iş başına gelmek değil de kendi dünya görüşüne yakın mı değil mi asıl sorun buymuş.
Ortadoğu’da ve Akdeniz havzasında tüm ülkeler ile sorunlu olan AKP sahip oldukları dünya görüşü nedeniyle ülkemizi yalnızlığa mahkum etmiş, yıllardır ikili ilişkileri askıya aldıkları Mısır ile hasım olunmuş ve bu bölgedeki hem ekonomik, hem de askeri kayıplara yol açmışlardır. AKP’nin bütün kötü tutumuna karşın Mısır Akdeniz’de ekonomik münhasır bölgeyi belki Türkiye ile oluştururuz düşüncesi ile Yunanistan’ı uzun yıllar bekletmişler ama olumlu bir karışık almayınca da Yunanistan ile bu anlaşmayı imzalamışlardır. Üstelik Yunanistan ile yapılan anlaşmadan Türkiye ile yapacaklarından daha fazla kaybı olacaklarını bildikleri halde!
Geldiğimiz noktada artık Mısır ile bağları koparmanın gerçekçi olmadığını, bölgedeki kendisi gibi ihvancı yönetimlerin de bir bir yok olduğunu gören AKP yönetimi bu kez kendi isteğiyle Mısır’la temas kurmaya çalışmış ama Mısır da haklı olarak bizimle dalga geçer gibi önümüze bizi aşağılayıcı isteklerde bulunmuştur. Dün tükürdüğünü yalamak zorunda kalan AKP yönetimi de sanki dünyayı yeniden keşfediyor gibi Mısır ile ilişkileri normalleştiriyoruz onlar bizim kardeşimiz, bizi anlarlar gibi şirinlikler yapmaya başladılar. Aman ne olursunuz biz yaptık siz yapmayın, bizi affedin gibi ülkemizi küçük düşürücü, aşağılayıcı tavırlara büründüler. Bu durum bana meşhur fıkrayı hatırlattı. Hani at arabası ile köyden şehre giden ağa ile marabası yolda iddiaya tutuşup atın pisliğini önce marabanın dönüşte de ağanın yemesi ama sonuçta at arabasının yine ağanın elinde kalmasıyla sonuçlanır. At ve arabanın sahibi değişmez ama atın pisliğini her ikisi yemiş olur. Mısır ile ilişkilerde hem ilişkileri keserken hem de tekrar kurmaya çalışırken her ikisinde de pisliği biz yemiş olduk. O zaman bu pisliği bize yedirenlerden hesap sormamız gerekmiyor mu?
Aradan yıllar geçse de, büyük kayıplarımız olsa da Mısır ile ilişkilerin normalleşmesi iyi bir adımdır ama uzun yıllar bu kayıplara neden olan, her işte olduğu gibi bilimden, akıldan uzak, liyakatsız insanların yuvalandığı AKP’nin bu ülkeyi yönetemediği çok açık.
Benzer şekilde Suriye ile ilişkilerin de kısa zamanda içinde normale dönmesi AKP açısından belki iyi olmayabilir ama bu ülke için sayısız faydası olacaktır. Bunu yapacak olan da buna neden olan AKP kadroları değil, cumhuriyetin temel ilkelerine sahip çıkan, Yurtta Barış Dünyada Barış ilkesini kendisine şiar edinmiş kadrolardır.
tamerkayikci@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here