ÖNCE AHLAK

0
5

Toplum içinde değişik çalışma sınıfları mevcut. Askerler, polisler, din insanları, yargı, meclis gibi liste uzayıp gider. Bu sınıflar içinde işin özü gereği en güvenilir olması gerekenlerin başında din insanları ve yargı mensupları gelmesi gerekiyor.

Biri doğruyu, ahlakı, hak yememeyi, insanlar arasındaki sevgi ve saygının gelişmesini sağlayıcı yönünde telkinlerde bulunması gerektiği, diğeri de önüne çıkan vakalarda tarafsız, hukukun üstünlüğünü koruması, gerektiğinde vicdanının sesini dinleyip o sese kulak vererek doğru karar vermesini beklediğimiz içindir bu beklenti.

Oysa kamuoyu yoklamalarında en güvenilmezlerin başında ne yazık ki bu iki sınıf en ön saflarda yer alıyor. Tabii burada kastımız bu sınıflarda yer alan herkesi bir tutup tamamını suçlamak değil ama büyük çoğunluk bu güvensizliği artırıcı olaylarla anıldığı içindir ki genel yargı bu yönde oluşmakta.

Ülkede o kadar hak yeme, kadın cinayetleri, hırsızlık, adaletsizlik yaşanırken bunların hiç birini görmezlikten gelip tamamen iktidarın söylemlerine paralel açıklamalarda bulunmaları ve bırakın dolaylı olarak direk iktidar partisinin mensubu gibi hareket etmeleri din adamlarına olan güvensizliği had safhaya çıkarmıştır. Yine yasalar ve hukuk çerçevesinde bağımsız hareket etmesi gereken yargı tıpkı din adamlarının yaptığı gibi haklının, adaletin yanında değil de iktidarın, güçlünün sözünden çıkmamayı tercih ettiği için insanlarımız mahkemelerde peşinen haksızlığa uğrayacağını kabullenmiş durumdadır.

Bu güvensizliği sadece bu iki sınıfla sınırlandırmak mümkün mü? Tabii ki değil. Ne yazık ki toplumuzun tamamında benzerlikleri yaşıyoruz. 20 yıllık AKP iktidarında en çok ne tahribata uğradı derseniz ben insani değerlerimizin, ahlakımızın yerle bir edildiğini söyleyebilirim. Neden olmasın!

Gün geliyor milli eğitimde bir okul müdürü ya da başka görevli tüm toplumun değerlerine ters düşen bir açıklama yapıyor. Sosyal medyadan gelen yoğun tepkiler sonrasında “ben öyle bir şey demek istememiştim, yanlış anlaşıldım” gibi ikinci bir açıklama yapıyor ya da sosyal medyada paylaşım yaptıysa o paylaşımı siliyor. Oysa hiç birimiz akıl yoksunuz insanlar değiliz, yanlış açıklama yaptım diyen vatandaşın bal gibi ne söylemek istediğini anlıyoruz. Ne söylediğinin mertçe arkasında durabiliyor ne de toplumdan özür diliyor. Aynı davranışı milletvekili, doktor da, güvenlik görevlisi de yapabiliyor.

Gün geçmiyor ki kamu kuruluşlarında bir yolsuzluk yaşanmasın. Tarafsız yayın kuruluşlarımız tarafından her gün dile getirilen bu hırsızlık, yolsuzluk haberleri karşısında çoğumuz bu kadar da olmaz diyoruz. Fakat azımsanmayacak kadar çok AKP yanlısı vatandaşlarımız bu yolsuzlukları, hırsızlıkları görmesine rağmen “olabilir, çalışıyorsa çalabilirler de” diyebiliyor ya da “onların güttükleri bir dava var ve o dava için çalıp çırpsalar da suç sayılmaz” türü garip ama bir o kadar da gerçek avuntuların peşine düşüyorlar. Bu şekilde düşünmüş olmaları onları o hırsızlık, yolsuzluk yapanlar kadar da suç ortağı yapmış oluyor. Bu şekilde düşünmelerinin temelinde çoğunlukla o fırsat benim elime geçse ben de yaparım, olmadığı için yapamıyorum ya da bu tür çıkar ilişkilerinde kendisinin de muhakkak bir benzer avantası olduğu için görmemezlikten geliyor. Oysa bu şekilde düşünenler o hırsızın, dolandırıcının kendi evine, iş yerine girdiğinde yine aynı tepkiyi verebilecek mi? Hırsızın bir davası var onun için evime girip hırsızlık yapıyor diyebilecek mi? Mümkün değil!

Daha düne kadar AKP için seçim döneminde mitingler yapan, iktidarın has adamlarından Sedat Peker yurt dışından akıl almaz iddialarda bulunuyor ve bu iddialar da birçok yerden doğrulanıyor. Her bir söyleminde iktidar kanalında pislikler akıyor. Bu iddialardan sadece biri bütün hükümetin düşmesine neden olacak seviyede. Gelin görün ki bu milletin hakkını, malını, canını savunmakla hükümlü hiçbir babayiğit savcı ortaya çıkıp bu pislikleri araştırayım diyemiyor. Devletin hiçbir kurumu bu iddialar karşısında harekete geçemezken söyledikleri doğrulanan dünün mafya lideri Sedat Peker halk nezdinde neredeyse bir kahraman olarak görülüyor.

Bütün devlet kurumlarını millet adına denetlemekle yükümlü Sayıştay elinin kolunun bağlanmasına rağmen açıkladığı raporların kırıntısında bile o kadar çok yolsuzluğu ortaya seriyor ki acaba raporların tamamı şeffaf bir şekilde halkla paylaşılsa kim bilir daha ne husulsüzlükler ortaya çıkacak dedirtiyor insana ama bütün bu husulsüzlükler karşısında işlem yapacak yargıyla beraber AKP iktidarı da dut yemiş bülbül misali suspus! Halk desen çoktan bütün bunları kanıksamış durumda.

Bütün bu kokuşmuşlukların tek bir açıklaması olabilir; siyasilerin, devlet kurumlarının, denetim yapacak ve yargılayacak kurumların bütün bu husulsüzlükleri yapabilmesinin ve hesap sorulamamasının nedeni halkın çoğunluğunun da bu husulsüzlüklerin bir parçası olması ve bundan nemalanması. Halkın içinde olan bu çürümüşlüğün onun içinden çıkan bütün kurumlara da sirayet etmesinden daha doğal ne olabilir? Bu nedenle içine düştüğümüz bu çukurdan çıkabilmek için acilen bu toplumun her bireyine ahlakın yüce değerlerinin tekrar hatırlatılması, bu değerlerin her birey tarafından kanıksanmasının sağlanması gerekmektedir. Temiz bir toplum için atılacak ilk adım önce ahlaktan geçer.
tamerkayikci@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here