MIZIKÇILIK YAPAN ÇOCUKLAR GİBİ

0
22

Her ne kadar seçimler bir ülkede demokrasinin varlığını göstermesi için tek başına yeterli olmasa da iktidara meşruiyet kazandırması açısından bir numaralı etken.
Erken ya da zamanında yapılacak seçimleri kazanamayacağını ve iktidarı kaybedeceğini gören AKP ve Tayip Erdoğan seçimlerden nasıl kaçarız ya da iktidarımızı seçimlere gitmeden nasıl koruruz talaşı içindeler.
Kazanamayacaklarını gördükçe de demokrasi dışı yöntemlere başvurma eğilimleri göstermeye başladılar. Zaten mevcut durumda ülkede demokrasi denen bir şey de kalmamış durumda. Normal bir demokraside olması gereken hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve laik bir anlayış rafa kalkmış durumda. Demokrasinin küçük bir parçası olan ama olmazsa olmazı seçimleri nasıl yaptırmayız, iktidarı koruruz derdindeler. Demokratik bir yaşamda olması gereken ve her zaman iktidara bir alternatif olarak görülen muhalefetten kurtulmanın yollarını arıyorlar.
Bu yöndeki eğilimlerini direk olarak kendileri söyleyemedikleri için medyadaki tetikçi, satılık kalemşörlerine söylettiriyorlar. Bu satılık kalemler vasıtasıyla ortalığa yaydıkları düşünceleriyle toplumun nabzını yokluyorlar ve alacakları tepkilere göre de atacakları adımlarını belirliyorlar. 20 yıldır bütün alanlarda uyguladıkları taktik bu!
O kalemşörlerin başında gelen her dönemin fırıldağı Mehmet Barlas da bunu yapıyor. Önce biat ettiği liderinin (Tayip Erdoğan) dediğini doğru olarak kabul ediyor ve HDP’yi gayrimeşru bir parti olarak kabul ediyor. Sonra da CHP ve İyi Parti’yi HDP ile bağlantılı gösterip CHP ve iyi Parti’nin kapatılabileceğini çekinmeden, utanmadan dile getiriyor. Bunu öyle basit bir dille söylüyor ki sanki çarşıda pazarda bir esnaf dükkanını kapatmak kadar normalmiş gibi gösteriyor. Ne olacak bir zamanlar bu ülkede peynir ekmek gibi sürekli partiler kapatıyorduk diyor.
İyi Parti genel Başkanı Meral Akşener Rize’de çarşı pazar dolaşırken uğradığı saldırıdan sonra Tayip Erdoğan milyonlarca kişinin önünde geçmiş olsun diyeceği yerde “daha dur bakalım senin başına neler gelecek” gibi tehditler savuruyor, meclis kürsüsünden CHP lideri Kılıçdaroğlu’na Çubuk’ta yapılan saldırının görüntülerini izlettirerek o saldırının arkasında durduğunu ispatlıyor. Bir cumhurbaşkanında olması gereken birleştirici, yatıştırıcı özelliklerin aksine insanları kutuplaştıran, gerginliği bilerek ve isteyerek artırıyor. Demokratik yollardan gelip aldıkları iktidarı kaybetmemek için demokrasinin alt yapısını yok edecek adımlar atmaktan çekinmiyorlar.
Uluslararası baskıdan çekindikleri, peşinden koştukları politikaların Saddam’ın, Kaddafi’nin politikalarından farksız olduğu için ve sonuçta doğru ya da yanlış Saddam’ın, Kaddafi’nin başına neler geldiklerini bildiklerinden aynı akıbete uğramamak için atacakları adımları temkinli atıyorlar. Çünkü amaçları ne pahasına olursa olsun iktidarı hiçbir şekilde muhalefete vermemek. İktidar değiştiği zaman kedilerini nelerin beklediklerini çok iyi biliyorlar.
Bu şartlar altında ana muhalefet olarak CHP ne yapmalıdır, ne yapabilir? Pasif kalarak kendisine dayatılanı kabullenecek mi yoksa kökeninde var olan Kuvai milliye ruhuyla korkmadığını gösterip karşı saldırıya geçecek mi? Son zamanlarda gündemin belirleyicisi olarak sahnede CHP’yi gördüğümüz için sanırım ikinci seçenekte karar kılmış görünüyor. Doğrusu da bu zaten! Mirasını devraldıkları Mustafa Kemal Atatürk’ün yedi düvele karşı verdiği mücadele gibi bu ülkeyi istila edenleri de söküp atmak için üzerine düşen tarihi görevi aksaksız, korkusuzca yerine getirmek zorunda. Aksi takdirde pasif kaldığı sürece yok olmakla karşı karşıya geleceğini de aklından çıkarmamalı.
tamerkayikci@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here