DAHA TEHLİKELİ YARINLAR BİZİ BEKLİYOR

0
73

Dünya 20. Yüzyıl içinde yaşanan iki dünya savaşı öncesindeki durumuna gönmüş görünüyor. 1. ve 2. Dünya savaşları öncesinde tüm dünyayı parsellemiş olan emperyalist devletlere karşı sahneye yeni çıkan Almanya, İtalya gibi yeni emperyalist güçlerin pastadan pay kapmak istemesi ve dünyayı tekrar paylaşma savaşlarıydı yaşananlar.

İçinde bulunduğumuz durum da o günlerden farklı değil. 1989’da çöken doğu bloğundan sonra dünyayı tek kutuplu olarak yöneten ABD hegemonyasına artık tekrar güçlenen Rusya ve Çin de katılmak istiyor.
Rusya’nın önce Gürcistan’a dersini vermesi, Azerbaycan aracılığıyla Ermenistan’ı yola getirmesi ve ardından da Ukrayna’ya saldırmasının mantığını bu şekilde okumak doğru olacak kanısındayım.

Dileyelim ki savaş sadece bu coğrafyada kalıp bir an önce sona erer ve yeni bir dünya savaşına evrilmez.
Savaşlar ne yazık ki halkları vuruyor. Yerinden, yurdundan olan milyonlarca insan canını kurtarmak için başka coğrafyalara taşınıyor. Günümüzde dünya ülkeleri birbiriyle öylesine entegre olmuş vaziyette ki savaşlar sadece savaşan tarafları değil bütün dünyayı etkiliyor. Ukrayna kriziyle patlak veren enerji ve gıda ihtiyacı bunun iki güzel örneği.
Geçen haftaki yazımızda Ukrayna krizinin bize ders olacak etkilerini enerji, gıda, güvenlik, turizm alanlarında kısa kısa değinmiştik. Bunların içinde gıda çok daha özel bir yere sahip. Zira insanlar ne yaşarlarsa yaşasınlar öncelikle karınlarını doyurmak isterler. Bunun için de temel besin maddeleri kritik durumdadır.

Seksenli yıllardaki Fransa devlet başkanı Mitterand’a sorduklarında dünyanın en stratejik ürününün buğday olduğunu açıkça dile getirmişti. Ne petrol, doğalgaz, ne teknoloji ne de başka bir sektör. Tarım ve onun içinde de buğday en kritik üründür.
İçinde bulunduğumuz coğrafya ve toprak yapısıyla dünyanın en şanslı ülkelerinden birisiyiz. Dünyanın en verimli topraklarına sahibiz. Yetiştirdiğimiz ürün çeşidi olarak da yine dünyanın önde gelen ülkeleri arasındayız. Gelgelelim uygulanan bilinçli yanlış politikalar sayesinde ülkemizde tarım neredeyse bitme noktasına geldi. Kısa zaman öncesine kadar kendi kendine yeten nadir ülkelerin arasında yer alırken bugün ülkemizde yetişmesi gereken ürünlerin birçoğunu diğer ülkelerden satın almaya başladık. Ne yazık ki burada sözde kendini muhafazakar demokrat olarak tanıtan AKP’nin kendi ülkesinde kapitalizmin en vahşisini uygulayan bir parti olduğunu yaşayarak görüyoruz. Ben ülkeyi pazarlamakla yükümlüyüm diyen Tayip Erdoğan’ın ülkesinin çiftçisinin çıkarlarını koruyacağına yandaş bir avuç insanın köşeyi dönmesi için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Nasıl mı?

Örneğin patates fiyatlarının yükseldiği, çiftçinin biraz para yüzü göreceği zaman patateste gümrük oranlarını sıfırlayıp yurtdışından ithal edilmesinin önünü açmış, bununla birlikte hem kendi çiftçisi kazanamamış, hem yurt dışından ithal eden şahıslar haksız kazanç elde etmiştir. Patatesten kazamayan yerli üreticimiz de ya gelecek yıllarda patates üretimini bırakmış ya da çiftçiliği bırakmıştır. Yurtdışından ithal edilmesine izin verip kısa vadede yurtiçinde fiyatların düştüğünü sanan sivri akıllı yöneticilerimiz uzun vadede üreticinin küsmesi ve başka alanlara yönelmesiyle hem yurtdışına bağımlı hale gelmiş, bu döviz kıtlığında başka alanlarda kullanacağımız dövizi gereksiz şekilde tarımda kullanmış hem de kendi toprakları ekilmez olmuştur.

Dile getirdiğimiz bu yöntem hemen hemen tarımın bütün alanlarında uygulanmıştır. Örneğin karagün dostu olduğunu iddia eden TMO Türk çiftçisinden tonunu 2400 liradan aldığı buğday için yurtdışından 6200 liradan ihaleye çıkmıştır. Kendi üreticisine kazandırmak varken başka ülkelerin üreticilerini sübvanse etmiştir. Bu topraklarda herkese yetecek ve hatta fazlasını dünyaya pazarlayacak potansiyel varken uygulan bu tip politikalar ile ayçiçek yağında halkın bugün mağazaları yağmalarcasına yağ peşinde koşmasının sebebi budur.
Gıda öyle önemli bir stratejik konumdadır ki bugün yaşadığımız gibi gün gelir paranız olsa bile onu almaya gücünüz yetmez. Her ülke önce kendi halkını düşünür ve savaş gibi ortamlarda stratejik gördüğü ürünlerin yurtdışına çıkışına izin vermez. İşte o zaman yıllardır ihmal ettiğin çiftçinin, köylünün kulu kölesi olursun ama iş işten geçer.

Türk çiftçisi bugün dünyanın en zor şartlarında yaşamaya çalışmakta. Bu akaryakıt fiyatlarıyla üretim yapması, ektiği ürününe atacak gübreyi bu şartlarda alması imkansız gibi. Dolayısıyla bu yıl gübresiz kalan ürün (tabii ekebilmişse) hem kalitesiz hem de verimsiz olacak. Buğdayda beklenenden daha düşük ürün alınması nedeniyle yurtdışına bağımlılık daha da artacak ve savaş ortamında buğday bulunup bulanamayacağı meçhul. Bugün yağ peşinden koşan halk yakın gelecekte belki de açlıkla sınanacak.
Tarımı bu içler acısı durumdan çıkarılmasını tarım bakanının değişmesi ile beklemek deve kuşu gibi kafamızı kuma gömmek olur. Sorunun ana kaynağı ne yazık ki 20 yıldır tarımı yok sayan, çitçiyi bitiren AKP politikalarıdır. Sorunun kaynağını değiştirmediğimiz sürece bu ülkeyi çok daha tehlikeli yarınlar bekliyor.
tamerkayikci@yahoo.com

TEILEN
Önceki İçerik
Sonraki İçerikYALNIZ MI KALIYOR?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here