DOĞA TÜM GÜZELLİKLERİNİ ÜCRETSİZ SUNUYOR

0
92

Ne zaman yazmak için masa başına otursam bugün siyasetten, ekonomiden, günlük olaylardan uzak durup doğayla, çevreyle ilgili yazacağım desem de olaylar öyle bir seyrediyor ki onu yazmadığım zaman ödevini yapmamış bir öğrenci konumuna düşmüş gibi hissediyorum.
Oysa doğayla, çevreyle, kültür-sanat ya da spor gibi konulara değinip insanları zaten içine düşmüş oldukları ekonomik bunalımlardan bir nebze de olsa uzaklaştırmak belki de günlük politikaları yazmaktan çok daha faydalı olacak.

Çiftçi bir aileden gelip sonraki uzun yıllar şehir şehir dolaşıp stresli askerlik mesleğinden sonra insanın o kalabalık şehirlerden, stresli iş ortamlarından kurtulup tekrar doğayla iç içe toprakla uğraşmanın verdiği keyfi herkesin yaşamasını isterim.
Meslek yaşamımda gerek mesai arkadaşlarımdan gerekse yaşadığım başta Ankara olmak üzere şehirlerdeki insanların en büyük hayallerinden birisi ileriki yaşantılarını Ege’de devam ettirmek, orada bir sayfiye yerinde ya da küçük bir kasabada Ege’nin tüm zenginliklerinden faydalanmak istemeleriydi. Onlara bakınca kendimi hep şanslı gördüm. Çünkü Manisa gibi Ege’nin en güzel doğasına sahip, toprağı, ormanı, yetiştirdiği ürünleriyle Türkiye’nin incisi gibi bir yerde doğup büyüme şansına sahiptim. Küçüklükten toprakla uğraşıp onu ekip biçebilme, zor durumda kalındığı zaman ekebilecek toprak sahibi olabilme lüksüne de sahiptim. Bu saydığım özellik günümüz dünyasında yaşanan gıda kıtlığı, ekonomik zorluklar gibi durumları düşününce ne kadar özel bir durum arz ettiğini de belirtmeliyim.

1968 yılı gençlik ve özgürlük hareketlerinden sonra insanlarda artan kendi ülkelerini, dünyayı gezip tanıma isteği, özgürlük hareketleriyle beraber turizm günden güne önemini artırdı. Ülkemizde ise insanlar bunu deniz kenarlarına gidip yerleşme, kıyılarda yazlık konut edinerek yılın birkaç ayını oralarda geçirme olarak algıladılar. Geldiğimiz noktada İskenderun’dan Çanakkale’nin en kuzeyine, Marmara denizinin tüm kıyılarında sahiller yazlıklarla kuşatıldı. İnsanların şehirlerden kaçıp temiz ve serin hava alayım dediği bu sahiller yaşanmaz hale geldi. Yılın sadece birkaç ayını geçirmek için milyonlarca insanın servetlerini bu yazlıklarına yatırmaları ve üstüne de bu bölgelerin artık yaşanmaz hale gelmesi trajikomik bir durum. Oysa insanlar şehrin gürültüsünden, kirliğinden kaçmak için denizleri değil de doğayı, dağları, yaylaları seçse oralarda hem yılın tamamını geçirecekler, hem toprakla uğraşıp çok daha verimli ve dinlendirici şekilde hareket etmiş olacaklar.

2 yıldır yaşadığımız, hala kurtulamadığımız pandemi ve gıdaya ulaşımın zorlaşması nedeniyle insanlar doğayı, toprağı tekrardan tanımaya başladılar. Hayat ne yazık ki gerçekleri insanlara dayatıyor ve insanlar bu gerçeklere göre hareket etmek zorundalar. O gerçeklerin başında da tarımsal üretim geliyor. Birkaç yıl öncesine kadar hafta sonları denize gitmek isteyenlerin oluşturduğu konvoylardan karşıdan karşıya geçmek için zorlanırken şimdi aynı zorlanmayı dağlarda, kırsal alanlarda bağına, bahçesine koşanların oluşturduğu konvoylar nedeniyle yaşıyorum.
İçinde bulunduğumuz günler doğanın uyanmaya başladığı zamanlar. Hangi olay olursa olsun bir şeyin ilk adımı, uyanması, doğması her zaman önemlidir. İnsana çoğu kez mutluluk verir. Doğa da uyanmak üzere ve her gün değişen renkleriyle, etrafa yaydığı enfes kokularıyla insanlara ücretsiz, karşılıksız olarak mutluluk veriyor. İçinde bulunduğumuz zorlu koşullarda insanların düştüğü depresyondan kurtulmak için servet verip doktorların kapısında beklediği bu dönemde doğa ücretsiz terapi sunuyor. İnsanlara da ona zarar vermeden sadece gidip bu güzellikleri yaşaması kalıyor. Doğanın bu güzelliklerini yaşayın derim hem de sonuna kadar!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here