HER TEKNOJİK GELİŞİM İNSANLARI YANLIZLIĞA İTİYOR

0
94

Çocukluğum 70’li yılların ortalarına denk geldi. Manisa merkeze bağlı küçük bir beldede doğdum. Lise bitinceye kadar da oradan ayrılmamıştım. Küçük dediğim ve aşağı yukarı 7 bin kişinin yaşadığı beldemizde o çocukluk yıllarında bizim için her yer oyun alanıydı. En başta sokaklar özgürce koşup oynadığımız ve herhangi bir tehlike yaşamadığımız en doğal park alanlarıydı. O yıllarda daha trafik denen bir canavar türememişti.

Yeni kuşaklar şimdi belki hayal etmekte zorlanabilir ama beldemizde 2 tane sinema vardı. Biri yazlık diğeri de kışlık sinema. Özellikle yaz aylarında akşam hangi film varsa onun reklamı gündüz sokak aralarında reklam arabasıyla gezdirilerek herkese duyurulur aynı zamanda çarşının ortasında da sinemaya ait bir de reklam panosu bulunurdu. Herkes akşam hangi filmin olduğunu bu reklam panosundan da takip edebilirdi.

Sözünü ettiğim bu dönemde yine bugünkü genç kuşakların anlamakta zorlanacağı bu sinemalara kadınlar erkekler hep beraber gider, giderken de yanlarında pikniğe gider gibi sarmasını, dolmasını, içeceğini, çekirdeğini alır hem yer hem sohbet eder hem de filmi izlerlerdi.
Ne olduysa 70’li yılların ortalarından itibaren televizyonun evlere, hayatımıza girmesiyle oldu. Televizyon alınan her evde önce kutlamalar yapılır, o zamanın lüks içeceği olan sade gazoz gelen herkese ikram edilirdi. Gelenlerin arkası kesilmez hemen hemen her akşam birkaç saat süren yayının içeriğinin ne olduğuna bakılmaz, televizyon karşısında herkes pür dikkat kesilirdi. Sinemaya giderek izlediği Yeşilçam filmleri artık ayağına kadar gelmiş arkasını koltuğa yaslayarak rahatça izleme olanağını bulmuştu. Tabii izlemeye gelen komşulardan fırsat kalırsa. Daha sonra televizyon her eve girince tabii ki bu komşu ziyaretleri de kesilecekti.

Çok kısa zaman içerisinde bizim beldede akşamları sinemada, sinemaya gitmediği zamanlarda evlerinin önünde buluşup saatlerce sohbet eden, sosyalleşen kadınlar, çocuklar artık evlerinde televizyon karşısına hapsolmuş, kadınlar evlerden dışarıya çıkmaz olmuşlardı. Kısacası televizyon hem sinema dünyasını hem de insanların sosyalleşmesini bitirmişti. Zaten kısa zaman içinde ayakta kalabilmek için sinemalarda porno filmler devreye girmiş, kalite iyice düşmüş ve geri kalan az da olsa iyi sinema izleyicilerini de bu sayede kaybetmişlerdi.
Televizyonun bu saltanatı çok sürmeyecekti. Kısa zaman sonra devreye videokasetler girdi. Aynı televizyonun ilk yaygınlaştığı yıllarda olduğu gibi evde video yoksa eksiklik olarak görüldü. Kahvehanelerde video oynatıcısı yoksa müşteriniz de yok olmaya mahkumdu! Bu yüzden kahvehanelerde televizyonun tamamlayıcısı olarak videolar da yerini aldı.
Seksenli yıllardan itibaren teknoloji baş döndürücü hızla gelişmeye, hayatımıza yeni pencereler açmaya başladı. Bunların başında da özel televizyon kanallarının yasak olmasına rağmen ama yayını yapan o zamanın muktediri Özal’ın oğlu olunca yasak dinlenilmemesi ve çatılara normal antenler yerine çanak antenler kurulması sayesinde videoların pabucu dama atılarak herkesin özel kanal sevdalısı olması yeni trend olacaktı.
Az önce dediğimiz gibi teknoloji o kadar hızlıydı ki hayatımıza bilgisayarların girmesi, onun hemen akabinde internetin, dizüstü bilgisayar, tablet, akıllı cep telefonunun günlük hayatımızın başköşesine oturması uzun sürmedi. Sosyal medya ile sosyalleşiyoruz, kalabalıklara hitap ediyoruz, uzaklıklar yok oldu, herkes bir tık mesafede desek de bu kez insanlar kendilerinden uzaklaşmaya, kalabalıklar içinde tek başına yalnız kalmaya mahkum oldu. En başta televizyon nasıl insanları evlere hapsetmeye başladıysa ondan sonra gelen her adım insanları daha da yalnızlaştırmaya, kendi kabuğuna çekilmeye zorladı. Atılan her adım insanları doğadan, insanlardan kopardı.
Özellikle son 2 yıldan bu yana pandeminin etkisiyle az çok okullarda arkadaş yüzlerini canlı gören, onlarla konuşan, oynayan ergen ve genç nesiller evlere hapsoldular. Hedefsizlikten, belirsizlikten, hayatın zorlularından dolayı psikolojik sorunlar yaşamaya başladılar. Bu sorun sadece ergen ve gençlerle de sınırlı değil toplumun genelinde görülen birinci sıradaki rahatsızlık oldu. O kadar yaygın bir hal aldı ki psikologlardan randevu alabilmek için insanlar aylarca beklemek zorunda kalıyor.
Bu sorun nasıl çözülür şu an dünya bilim adamları tarafından en çok kafa yorulan konuların başında geliyor. İnsan doğası gereği sosyal bir varlık. Onu doğasından kopardığınız sürece sorun katlanarak devam edecektir. Bilim adamlarının, sosyologların birinci görevi insanları sanal ortamlarda değil, gerçek, yüz yüze ortamlara çekmeyi başardıklarında sorunun çözülmüş olacağını düşünüyorum.
tamerkayikci@yahoo.com

TEILEN
Önceki İçerikSABIRSIZ ANLAR
Sonraki İçerikÇOCUK İŞÇİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here