KIŞLAYA SİYASET GİRMESİN

0
81

20 yıllık AKP iktidarının ilk anından bu güne gelinen noktaya baktığımızda ülkenin rejiminin değiştiğini, laiklikten vazgeçildiğini, halkın yoksullaştığını ve açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu, devletin olmazsa olmazı yargının zapturapt altına alındığını söyleyebiliriz.
Bu noktaya hemen gözünü aç kapa şipşak şeklinde gelinmedi. Atılan adımları incelediğimizde her birinin planlı, programlı şekilde kurgulandığı ve her bir adımdan sonra hedeflerine ulaşmak için bir sonraki adımı çekinmeden attıklarını, devreye soktuklarını görüyoruz.

İlk anda reform yanlısı görünerek hem içeride hem de dışarıda kendilerine kuşku ile bakanların korkularını bertaraf etmeyi seçtiler. İçeride liberal görünenleri, sözde solcuları kendilerine çektiler. Kuşkular ortadan kaybolunca da sırayla adımlarını attılar. Bunun için de Cumhurbaşkanlığına kendilerinden birinin gelmesini beklediler. Abdullah Gül’ü oraya atadıktan sonra da devletin bütün kalelerine girme fırsatını ellerine geçirmiş oldular. Çünkü bir önceki cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer var olan laikliği, adaleti korumak için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışıyordu ve bunlara ters gelen tüm yasaları, atamaları geri çeviriyor ve bir bakıma tek başına devleti koruyordu.
Cumhurbaşkanlığı el değiştirince planladıkları adımları attıklarında kendilerine gerekli olan kurumların da el değiştirmesi gerekiyordu. Bunların başında tabii ki yargı vardı ve o zamanki ortakları FETÖ ile halk oylaması ile beraber anayasada istedikleri değişiklikleri yaptılar. En başta HSYK’nin yapısını değiştirip kendi doğrultularında karar çıkartmalarını garantilediler. Önünde en büyük engel olarak gördükleri laikliğe ve Atatürkçülüğe inanmış Ordu’nun üst kademesini bu sayede alaşağı yapabilirlerdi. Bir gece yarısı AKP’li milletvekillerinin verdikleri bir önerge ile de askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasının önünü açtılar. Bundan sonradır ki Ergenekon, Balyoz gibi kumpas davaları devreye girdi. Bu davalarda kendilerine yardımcı olacak TUBİTAK zaten önceden FETÖ tarafından ele geçirilmiş ve bilirkişi olarak oraya gönderilen bütün delillerin kendilerine uygun şekilde rapor yazılmasının da garantisini sağlamışlardı.

17-25 Aralık operasyonları sonrasında AKP ile araları açılan FETÖ Kumpas davalarıyla Ordu içindeki laik ve Atatürkçü yapıyı bertaraf ettiklerini düşünerek 15 Temmuz tarihli darbe girişiminde bulundu. O güne dair aydınlatılması gereken birçok karanlık noktanın olduğunu ve bu karanlık noktaların da temiz bir iktidar döneminde araştırılacak ilk konulardan bir tanesi olması gerektiğini de hatırlatalım. Çünkü “bu darbe bize Allahın bir lütfu” diyen Tayip Erdoğan’ın sözleri hala aklımızda. Bu darbe girişimi sayesinde ülkede OHAL ilan edildi ve OHAL altında halk oylaması ve genel seçim yapıldı. Tek adam rejimi bu darbe girişiminden sonra başladı.
15 Temmuz darbe girişimiyle “Allahın bize bir lütfu” diyenlerin bunu gerekçe göstererek Ordu içinde birçok değişikliklere gittiğini ve bu değişikliklerin gerekli olup olmadığı, bilimsel bir açıklaması olmadan hareket edildiğini biliyoruz. Bu değişikliklerin başında da hepsinin tarihsel bir kökeni, geçmişi olan askeri okulların kapatıldığını, yerine sivil akademilerin getirildiğini biliyoruz.
Bu aşamadan sonra Silahlı Kuvvetlere Subay, Assubay yetiştiren bu okullara öğrenci seçimlerinin nasıl yapıldığını, nasıl bir eğitim verildiğini takip etmek olanaksız ve tam bir kapalı kutu haline geldi. Yakın zamanda bu askeri okullardaki öğrenci seçim komisyonlarında bu ülkeye şeriatı getirmeyi amaç edinen ve çalışmaları, amaçları şüphelerle dolu SADAT’ın elemanlarının olduğunu, yine şimdiye kadar yalanlanmayan askeri okullardaki bazı tarikatların kendi hegemonyasını kurmaya çalıştıklarını ve bundan dolayı öğrenci grupları arasında tartışmaların yaşandığını medya kanallarından öğrendik. Ayrıca sarıklı amiral denen vatandaşın hiçbir ceza almadan emekli edildiğini ve bunun ordu içindeki benzerlerini nasıl cesaretlendirdiğini de unutmayalım. Vatani görevlerine başlayan er ve erbaşlara ilk günlerde kışlaya dışarıdan getirilen hoca kılıklı kişilerin camide vaaz verir gibi nasıl seminer verdiklerini de yakından biliyorum. Eskiden okuma yazma bilmeyen askerler için “Ali” okulları dediğimiz okuma yazma kursları vardı. Şimdi ise dini vaazlar. Laik, Atatürkçü ordudan nerelere geldik.

Orduya, okula, camiye siyasetin girmemesi gerekiyor. Diyanetin geldiği noktayı biliyoruz. Dibine kadar siyasetin içine gömülmüş durumdalar. Okulları zaten imam hatip haline getirdiler. Kışlayı da diğer kurumlar gibi siyasetin göbeğine çekmeye çalışıyorlar. Tarihte bundan dolayı bu millet çok acılar yaşadı ve şimdi aynı akıbet hazırlanıyor. Dilerim o noktalara kadar gelmeyiz.

TEILEN
Önceki İçerikÇOCUK İŞÇİ
Sonraki İçerikBABA

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here